İstiklal'e varış
BEYOĞLU - İSTİKLAL HİKÂYELERİ (2) İstiklal’e varış “Tak-simm!” diye bağırdı şoför. Frene basıp el frenini aniden çekerek, hızla kapıyı açıp arabadan atladı. Minibüsten indik. Sabah işyerine ulaşma telaşına benzer bir şekilde hepimiz koşturarak ilerliyorduk. Taksim Meydanı’nı İstiklal ’ e bağlayan yol ağzına geldiğimizde kalabalıklaşan ortamda birbirimizi kaybettik. Taksim, mıknatıs gibi kalabalığı bir merkeze çekiyordu. İstiklal Caddesi’nin girişindeki sağlı sollu buluşma yeri ise tam bir keşmekeşti. Saatime baktım: 17.38. “İyi, fazla uzun sürmedi. Çabuk geldik.” diye mırıldandım, “Burada bekleşenlerin saat 18.00’de buluşacağına dair her iddiasına varım.” Herkes buluşmak için birilerini burada bekliyor; bekleme salonundan farksız. Bekleme salonlarında bakışlar sabittir. Her şey ağır ağır hareket eder. Bir anonsla hareketlenir her şey. Ya gazete okur, ya kitap, ya da televizyon seyrederler. Ancak burada oturacak yer yok, insanlar ayakta bekliyor. Herkesin elinde bir...