Kayıtlar

gece defteri aramasıyla eşleşen yayınlar gösteriliyor

Dilek Kadıoğlu | Özlemek [Video-Klip]

Resim
Dilek Kadıoğlu , Gece Defteri adlı yeni kitap çalışmasından "Neyi Özlediğini Bilmeden Özlemek" başlıklı yazısını bu kez kendi sesiyle okura ulaştırıyor. İç dünyada adı konulamayan bir eksiklik duygusuna, belirsiz bir özlemin insanı nereden yakaladığına ve hatırlamanın sessiz ağırlığına yaslanan bu bölüm, şiir-klip formunda daha yoğun bir duygu alanı açıyor. Kadıoğlu'nun sesinden dinlenen bu şiirsel metin, yazıyla ses arasındaki bağı öne çıkarırken, görüntü ve müzikle birlikte içedönük bir atmosfer kuruyor. Gece Defteri'nin duygu dünyasından gelen bu kısa okuma, özlemenin kimi zaman bir kişiden, bir yerden ya da geçmişten çok, insanın kendi içindeki eksik bir parçadan kaynaklandığını da hatırlatıyor. Metin ve yorum:  Dilek Kadıoğlu | "Özlemek" Müzik:   Nikita Kondrashev | Soft Piano

Şiirler, şarkılar, çiçekler

Resim
GECE DEFTERİ / II Karavanımla uzun bir seyahate çıkıyoruz. Bana eşlik edeceklerin yanında Oğuz Atay ve Sezen Aksu da olacak. Ve Oğuz Atay bir şeyler soracak bize bu yolculukta, "Sen şiirleri bilir misin Olric," diyecek mesela. "Ben bildiğini bilirim yorgunluğumun kimsesizliğinde titrediğin her gece." Bense ona, "Her gece ayrı bir hüzün çeker yüreğim/ Her gece ayrı bir yeri kanar yüreğimin" diyerek mısralar ekleyeceğim kendimce. Uzun uzadıya bir yola çıkmayı düşünüyoruz. Toprak yol çoğunlukla. Sağımızda ayçiçeklerinin bizlere el sallayışı, sol tarafımızda saman balyalarıyla dolu sarı, yeşil ve mavinin buluşması... Erkenden kalkıp valizimi hazırladım, içerisine çocukluktan kalma anılarımı doldurdum, yarı sevinç, yarı hüzün ve çokça... Hansel ve Gretel gibi çocukluğumdan kalma, yollara ektiğim umut kırıntıları... "Siz şiirleri bilir misiniz?" diye soracağım yine ben size; Sezen Aksu da kadife sesiyle, "Ah İstanbul İstanbul olalı/ Hiç görmedi bö...

Hayatla yeniden göz göze

Resim
GECE DEFTERİ / IV Gece notu: İçeride bir şeyler yerli yerindeyse, artık dışarıya bakabildiğin içindir.   Camdan dışarı baktım: Şehir hâlâ oradaydı. Işıklar yanıyor, birileri bir yerlere yetişiyor, hayat benim uykusuzluğumu umursamadan akıyordu. Bir an şaşırdım. İçimde bunca şey olurken dışarının bu kadar normal olması tuhaftı. Sonra anladım ki, dünya hep böyleymiş, her şey aklın sınırlarının dışındaymış.   Camdan dışarı bakarken ilk defa seni düşünmedim. Sokak lambası titredi; bir pencere kapandı; bir araba geçti. Ve ben şunu hissettim: Hayat bana geri dönüyor. Yavaş, temkinli... Ama bana doğru.   Belki her şey düzelmeyecek, belki hiçbir şey yoluna girmeyecek. Ama ben, artık dışarı bakabiliyorum. — Dilek: Hayatla yeniden göz göze gelinen bir yerden... Dilek Kadıoğlu

Bir gün, bir yerde, bir zaman...

Resim
GECE DEFTERİ / I Şarkıların yetmediği, şarabın kâr etmediği bir gecede yazıyorum sana. Bazen kelimeler yetmiyor; içinde ne varsa, olduğu gibi kalıyor. Anlatılmadan. Sorulmadan. Cevap beklemeden. Hiçbir şey seni benden eksiltmedi, ama hiçbir şey seni bana da getirmedi. İçimde sustukça çoğaldın. Sana anlatamadığım ne varsa, şimdi kelimelere dökülüyor. Geçmişe değil, bugün hâlâ içimde yürüyen sana… Bu bir sitem değil; isyan değil. Bu sadece, bir kadının kendi kalbine fısıldadığı bir itiraf. Çünkü bazen en derin konuşmalar, hiç söylenmemiş olanlarda gizlidir. Söyleyemediklerim var, sustuklarımın arasında. Ve bazen, en çok konuşmak istediklerimizi, en derin sessizliklere gömüyoruz. Senin adın hiç gelmedi dudaklarıma belki, ama kalbimde bir yankı gibi hep vardın. Kalbimin aynasıydın. Ne zaman kendime baksam, sende kırılmış parçalarımı gördüm. Sana hiç anlatamadım; sana baktığımda ne gördüğümü, sesini duyduğumda içimde neyin titrediğini, güldüğünde neden gözlerimi kaçırdığımı... Ve sonra zama...

Neyi özlediğini bilmeden özlemek

Resim
GECE DEFTERİ / III Olması gereken ne varsa olmuştu ve belki de başka olacaklardan haberimiz yoktu. Kafamızı bir toplayalım: Cam kesiklerini bilir misiniz; hani derin bir kesik çekilmişçesine göğüs kafesinizin ortadan ikiye yarıldığını hissettiğiniz bir acı. İşte öyle, her an, her dakika ince ince sızlayan cam kesikleriyle doludur hayatımız. Ve kırıp dökülen ne varsa toplamaya çalışırız gidenlerin ardından. Öylesine kırgınım ki, yüzümdeki gülüşün sahibi ben değilim. Bunca kırgınlığı gözyaşlarıma hapsetmenin ne demek olduğunu kim bilebilir? Bana baktıkları zaman gördükleri kişinin ben olmadığını onlar da biliyorlar mıdır? Benim gibi onlar da kendimi kandırdığımı biliyorlar mıdır? Yine daldım uzaklara; gözlerim çok uzaklardan birinin gelmesini bekler gibi. Oysa ne çok beklemiştim duvar diplerinde, karanlığın içinde yaktığım mumların titrek gölgesinde. Tırnaklarımı avuçiçlerime bastıra bastıra yeni hayatlara yol alırken, kimi, neyi beklediğimi bilmeden en çok da beklemeyi sevdim....