Kayıtlar

Ne geçmiş geçmiş ne de gelecek gelecek! [Öykü]

Resim
Susmak zorunda kalanlara.   İyi geceler sevgili dinleyenler; yine her çarşamba gecesi olduğu gibi bu gece de yalnız hissetmediğiniz yerde, Radyo Güz kanalında  Ne Geçmiş Geçmiş Ne de Gelecek Gelecek  programındasınız. Hayat, bir akıl hastasının, hastanede çizdiği bir resimdir sayın dinleyenler; kimse bi' bok anlamasa da herkes çok güzelmiş gibi davranır. Mesleki hayatının 40. yılına gelmiş bir dahiliye profesörünün el yazısıdır. Uzun uzun durur kâğıdın üzerinde, dışarıdan uzun görünür, eczaneye gidersin tek kelimelik bir karalama olduğu ortaya çıkar. Biz içimizden geldiği gibi yaşayalım sayın dinleyenler; gülümsemeyi, rakı içmeyi, iyi sevişmeyi ve Oğuz Atay okumayı hiç bırakmayalım. Radyo dinlemek eylemsel olarak yaşamaya fena halde benzer sayın dinleyenler. Bir kanalda bir pop şarkısıyla coşarken, yan kanalda İsrail bir ilkokula bomba atabilir. Bir DJ kahkaha efektleri ile sahte gülücükler saçarken, kanalı değiştirirsin, İstanbul’da yine kadın ci...

Şairin 12’si: Sunay Akın

Resim
Sunay Akın, şiirimizde çocukluğun, belleğin, düş gücünün ve toplumsal duyarlılığın iç içe geçtiği özel bir çizginin temsilcilerinden biri. Onun şiirlerinde savaş karşıtlığı, haksızlığa itiraz, geçmişe duyulan özlem ve kaybolan değerleri sahiplenme duygusu; oyuncaklar, vapurlar, martılar, yazlık sinemalar, Kız Kulesi ve çocukluk imgeleriyle birlikte kendine özgü bir şiir evreni kurar. Akın'ın şiir anlayışında sloganın değil, imgenin gücü belirleyicidir. Sosyal sorumlulukla şiir estetiğini birbirinden ayırmayan şair, sanat ile toplum arasındaki ilişkiyi bir kuşun iki kanadı gibi görür. Az sözcükle çok şey anlatmayı önemseyen bu şiir dili, kimi zaman bir çocuğun bakışından, kimi zaman bir düş gemisinin kaptanından, kimi zaman da tarihin ve hayatın kıyısında biriken küçük ayrıntılardan seslenir. Şiir serüvenine, Cemal Süreya'nın dikkat çektiği genç şairlerden biri olarak başlayan Sunay Akın, yıllar içinde şiiri yalnızca yazıyla sınırlı tutmayan; müzelerle, anlatılarla, sahneyle...

Fazıl Say’ın caz konserleri devam ediyor

Resim
'Say Plays Jazz on Tour with Škoda' ile yaz boyunca müzikseverlerle buluşan 'Fazıl Say Jazz Quintet’in konser takvimi, eylül sonuna kadar devam ediyor. Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say, caz odağındaki yeni projesi 'Say Plays Jazz on Tour with Škoda' ile yaz boyunca müzikseverlerle buluştu. Pozitif Müzik organizasyonuyla hazırlanan konserler, Fazıl Say'ın klasik müzikten gelen özgün anlatımı ile cazın doğaçlamaya açık yapısını aynı sahnede buluşturan özel bir proje niteliği taşıyor. Bu buluşmanın sahnedeki karşılığı ise 'Fazıl Say Jazz Quintet'. Klasik konser formunun dışına çıkan proje, kesintisiz bir bütünlük içinde ilerleyen anlatısıyla yalnızca bir repertuar sunma iddiasında değil, farklı müzikal dünyaların iç içe geçtiği bir sahne deneyimi kuruyor. Fazıl Say'ın caz beşlisi için özel olarak bestelediği yeni eser de konserlerin dikkat çeken başlıkları arasında. Müzikal repertuarın ötesinde 'Görünmeyenler / The Unseen' başlığıyla d...

Ömer Faruk | Kötülük ve Suç Ortakları A.Ş.

Resim
İnsanlık tarihinin en uzun evresinde dünya, insan için "öngörülemez ve ele geçirilemez" olandır. [1] Yaban, yalnızca coğrafi bir çevre değil; çit çekilmeyen, sınır çizilmeyen, mülkiyet altına alınmayan, bir uğruna ölme ve uğruna öldürme örgütlenmesi olan düzenli ordu kurulmayan, insan iradesinin hükmünün geçmediği, tüm hareketli ve hareketsiz canlı türlerinin toprağa, güneşe, havaya ve suya karşı eşdeğer oldukları bir bilinmeyenler toplamıdır. Bu dönemde insanın temel duygusu korkudur; ama bu korku henüz ahlâk üretmez, refleks üretir: Kaçma, saklanma, bekleme, ritüel, vb. Günah yoktur, çünkü din ve yasa yoktur; kader yoktur, çünkü düzen yoktur; şükür yoktur, çünkü kendisini borçlandıran bir merci henüz ortaya çıkmamıştır. İnsan, hayatta kaldığı için sevinir ama bu sevinç bir minnet borcuna dönüşmez. ... Yaban, insandan alacaklı değildir. ... Bu yüzden: Yabanla kurulan ilişkide suç ortaklığı da yoktur: Ne paylaşılan bir kâr, ne devredilen bir sorumluluk, ne de ert...

Hiçliğin Günü | Öykü

Resim
Kapıyı açmadan evvel, varlığım içeride fazladan bir nefes olur mu, diye düşündüm. Sonra kapıyı araladım. Benden önce kahvehanenin içerisine dolan soğuk hava sobanın yaydığı sıcaklığa çarpınca buğulanmış, belli belirsiz bir titreşim dalgası tavana doğru yükselmişti. Anlık bir puslanma sonrası her şey yeniden normale döndü; soba, sıcaklığını yaymaya devam etti. Dizlerim bedenimi zoraki taşıyordu. Masalarda iskambil kâğıtları şaklıyor, okey taşları ahşap ıstakalarda çınlıyordu. Kahvehanenin en kalabalık köşesine doğru adımlarımı atmaya başladım, bir yandan da bastonumu yere vura vura tok sesler çıkarıyordum; fakat hiç kimse bu omuzları düşük adama dönüp bakmıyordu. Yine aynısı olmuştu; başkalarının yanından her seferinde bir hayalet gibi geçip giderken arkamda sadece bir ürperti bırakıyordum. Masalara eğilmiş omuzlar arasından sıyrılıp uçtaki sandalyeye iliştim. Gözlerim kart oyununda hırslanan adamlara takılı kaldı, sandalyeme iyice yerleştim. Ocakçının bile beni fark etmesi epey zaman a...

Hayatla yeniden göz göze

Resim
GECE DEFTERİ / IV Gece notu: İçeride bir şeyler yerli yerindeyse, artık dışarıya bakabildiğin içindir.   Camdan dışarı baktım: Şehir hâlâ oradaydı. Işıklar yanıyor, birileri bir yerlere yetişiyor, hayat benim uykusuzluğumu umursamadan akıyordu. Bir an şaşırdım. İçimde bunca şey olurken dışarının bu kadar normal olması tuhaftı. Sonra anladım ki, dünya hep böyleymiş, her şey aklın sınırlarının dışındaymış.   Camdan dışarı bakarken ilk defa seni düşünmedim. Sokak lambası titredi; bir pencere kapandı; bir araba geçti. Ve ben şunu hissettim: Hayat bana geri dönüyor. Yavaş, temkinli... Ama bana doğru.   Belki her şey düzelmeyecek, belki hiçbir şey yoluna girmeyecek. Ama ben, artık dışarı bakabiliyorum. — Dilek: Hayatla yeniden göz göze gelinen bir yerden... Dilek Kadıoğlu

Omuzda Kalan Yakarış [Öykü]

Resim
"Bana bir omuz veren yok mu, yalvarırım!" Dudaklarından çıkan ses, küçük bir kız elinin suyu dalgalandırması gibiydi. Mahallenin delisiydi. Herkes onu tanıyordu; kimse adını kullanmıyordu. Soğuk rüzgâr, güneşin alaca renklerini kırıyordu. Uğultunun arkasında kalan ses, yarı açık pencerelerden hırsız gibi girmeye çalışıyor, ancak kendi güçsüzlüğüne takılıp pencerede asılı saydam tülleri titretmekle kalıyordu. İşe gitmek için evden çıkanlar, başlarını huzursuzca sallayarak içlerinden, "Mahallenin delisi yine bağırıyor," diye geçiriyordu. Yataklarında yatanlarsa, "Bu adam ne zaman susacak!" diye sinirle başlarını yastığa gömüyordu. Deli, yıkık caminin avlusunda, terk edilmiş bir seccade gibi kirli ve yalnızdı. Bakışları, soğuk avlunun taş zeminine sabitlenmişti; sanki oraya çakılı kalmıştı. Yıkık camide yankılanan sabah ezanı kulaklarına doluyor ama içindeki boşluğu teğet geçiyordu. Zavallı delinin gözüne, kalabalıktan sıyrılmış, tüm koşuşturmacadan azade mus...

Saynur Altay | 'Bu Gülleri Dün Gece' [Şiir-Klip]

Resim
Saynur Altay'ın "Bu Gülleri Dün Gece" adlı kısa şiiri, gecenin içinden gelen küçük ama dokunaklı bir ses gibi duruyor. Şiir-klip formunda sunulan bu metin, gül imgesinin etrafında kırılgan bir hatırlayışı, sessiz bir özlemi ve söze sığmayan ince bir duyguyu okura ve dinleyiciye taşıyor. Şiir ve yorum:   "Bu Gülleri Dün Gece" | Saynur Altay Müzik:   Olafur Arnalds | "Loka Augunum" (Dyad 1909) Bu Gülleri Dün Gece Gülü susuz! Ki ben gül değilim. Beni aşksız! Ki artık hiçbir şeyinim Bu gülleri dün gece; Sesin ruhumu bir ince, incitince... Ki kanı hemen çekilmez kişinin ölünce. Siz bu gülleri bir de kuruyunca görünüz. Saynur Altay

Yavuz Türk: "Bu romanı bana 'artık ölüleri gömecek toprağımız kalmadı' cümlesi yazdırdı”

Resim
"Artık ölüleri gömecek toprağımız kalmadı" cümlesi, Yavuz Türk'ün distopik romanı Yüce Lider'e Dair 'in kapısını açan karanlık eşiklerden biri. Bu cümleden büyüyen anlatı; kıtlığın, korkunun, baskının ve lider kültünün kuşattığı bir adada, insanın hayatta kalma çabasıyla direnme ihtimali arasındaki gerilim üzerinden ilerliyor. Şair kimliğiyle tanıdığımız, ancak bu kez romanın imkânlarıyla kurduğu yoğun ve konsantre bir atmosferin içinden konuşan Yavuz Türk,  Yüce Lider'e Dair 'de distopyanın tanıdık karanlığını bugünün dünyasına yaklaştırırken, masalsı bir anlatımın içinden bizlere, iktidar, itaat, şiddet ve umut üzerine düşünme alanı da açıyor. Yavuz Türk'le 'Yüce Lider'e Dair' üzerine bir konuşma Ayhan Şahin:   Romanın  Yüce Lider'e Dair , baskıcı-totaliter bir rejimin hüküm sürdüğü bir adanın distopik hikâyesi. Sürgünler, ölümler, işkenceler, kıtlık, iç savaş, toplu katliamlar... Bu romanı yazmaya ne zaman ve nasıl karar verdin? Tü...