Kayıtlar

Edip Cansever | 'Manastırlı Hilmi Bey'e Birinci Mektup' [Video-Klip]

Resim
Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Yadi Dost'un eşsiz yorumuyla bir Edip Cansever şiiri: "Manastırlı Hilmi Bey'e Birinci Mektup"... Manastırlı Hilmi Bey'e Birinci Mektup İşte şu yağmurlar, işte şu balkon, işte ben İşte şu begonya, işte yalnızlık İşte su damlacıkları, alnımda, kollarımda İşte yok oluşumdan doğan kent Hiçbir yere taşınıyorum, kendime sızıyorum yalnız Ben dediğim koskocaman bir oyuk Koltuğun üstünde, aynadaki yansıda Bir oyuk! sofada, mutfakta, yatağımda Yaşamayı tersinden kolluyorum sanki Yetişip öne geçiyorum sık sık. Sözgelimi Bir iki saatte bitiveriyor bir mevsim İyi Bugün pazartesi mi? kapının, pencerenin durumu Salıyı gösteriyor. Salondaki büyük saati sattım Saatin ölçebileceği Herhangi bir zaman parçası yok Gittiği yeri bilmeyen böcekler gibiyim Bir oyuğa, oyulmuş bir yaşama Ne gereği var ki saatin Balkona çıkıyorum sürekli Yollar yollar yollar katediyorum sanki böylece Bir semtin ilk rengini alıyorum Örneğin Ümraniye’de bir ç...

Ahmet Muhip Dıranas | Seranad [Video-Klip]

Resim
Ayhan Şahin, Ahmet Muhip Dıranas'ın "Seranad" şiirini seslendiriyor. SERENAD Yeşil pencerenden bir gül at bana, Işıklarla dolsun kalbimin içi. Geldim işte mevsim gibi kapına Gözlerimde bulut, saçlarımda çiy.   Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak Ben aşkımla bahar getirdim sana; Tozlu yollarından geçtiğim uzak İklimden şarkılar getirdim sana.   Şeffaf damlalarla titreyen, ağır Koncanın altında bükülmüş her sak. Seninçin dallardan süzülen ıtır, Seninçin karanfil, yasemin zambak...   Bir kuş sesi gelir dudaklarından; Gözlerin, gönlümde açan nergisler. Düşen öpüşlerdir dudaklarından Mor akasyalarda ürperen seher.   Pencerenden bir gül attığın zaman Işıkla dolacak kalbimin içi. Geçiyorum mevsim gibi kapından Gözlerimde bulut, saçlarımda çiy.   Ahmet Muhip Dıranas

Didem'i anmak!

Resim
Pencerenin buğusunu sildim. Ayazı varsa, güneşi de vardı sokakların, aydınlıkları vardı. Önce zihnimden, sonra gözlerimden kaldırdım bütün buğuları. Akşam inmek üzereydi. Annesine kavuşuyordu güneş; ışıl ışıl gülümsüyordu ağaçlar sırf bu yüzden. Ve zil çalıyordu dağların etekleri. Hüzün geceye karışıyordu, umut yarına göz kırparken ufuktaki kızıllık ılık yarınları müjdeliyordu usulca. Usulca karıştım ben de umuda. Hem kederin nesi vardı, uzun uzun 'ah' sesinden başka. Yeşiller doldurdum ceplerime, rüzgârda gözüme kaçan tozları da pembeye boyadım uzarken gece. Paletimde kuş sesleri, ceplerimde al bir tayın yelesi, doludizgin püskürttüm neşemi ağarırken tanyeri. Göğün düşsel tavanına avuçlarımla kondurdum ebemkuşaklarını bulutların arasına. Sözlüklerden yontup en güzel sözcükleri bağladım ağaçların dallarına Hıdrellez niyetleri gibi. İki harfine dokunmadım yalnızca: Ah! Saynur Altay

Neyi özlediğini bilmeden özlemek

Resim
GECE DEFTERİ / III Olması gereken ne varsa olmuştu ve belki de başka olacaklardan haberimiz yoktu. Kafamızı bir toplayalım: Cam kesiklerini bilir misiniz; hani derin bir kesik çekilmişçesine göğüs kafesinizin ortadan ikiye yarıldığını hissettiğiniz bir acı. İşte öyle, her an, her dakika ince ince sızlayan cam kesikleriyle doludur hayatımız. Ve kırıp dökülen ne varsa toplamaya çalışırız gidenlerin ardından. Öylesine kırgınım ki, yüzümdeki gülüşün sahibi ben değilim. Bunca kırgınlığı gözyaşlarıma hapsetmenin ne demek olduğunu kim bilebilir? Bana baktıkları zaman gördükleri kişinin ben olmadığını onlar da biliyorlar mıdır? Benim gibi onlar da kendimi kandırdığımı biliyorlar mıdır? Yine daldım uzaklara; gözlerim çok uzaklardan birinin gelmesini bekler gibi. Oysa ne çok beklemiştim duvar diplerinde, karanlığın içinde yaktığım mumların titrek gölgesinde. Tırnaklarımı avuçiçlerime bastıra bastıra yeni hayatlara yol alırken, kimi, neyi beklediğimi bilmeden en çok da beklemeyi sevdim....

Hüzünlü bir yol öyküsü: 'Sessiz Umutlar'

Resim
Modern kent, bizi birbirimize en çok yaklaştıran ama ruhsal açıdan da en fazla uzaklaştıran tuhaf bir paradoks. Georg Simmel'in o meşhur "bıkkın metropol insanı", her sabah tanımadığı yüzlerin arasından geçerken aslında birer "yabancı" olarak kalmanın özgürlüğünü ve ağırlığını da taşır. Kalabalığın içindeki bu zorunlu kayıtsızlık bireyin hayatta kalma mekanizmasıdır, ancak bu kalkan, bizi birbirimize bağlayan o kadim damarları da gitgide inceltir. Tam da burada, modern birey için "arafta kalma" hali başlar; o ruh, ne tam olarak terk edilen geçmişin sıcaklığına aittir, ne de adımladığı o yabancı kentin soğuk yüzüne. Bu, iki dünya arasında asılı kalmanın, aidiyetsizliğin yarattığı tekinsiz boşluktur. Leyla Dinç'in, geçtiğimiz günlerde yayımlanan ilk romanı  Sessiz Umutlar , tam da Simmel'in tarif ettiği bu zihinsel mesafenin ortasında başlar. Karakterlerin birbirine olan uzaklığı kilometrelerle ölçülemez, daha çok modernitenin "akışkan...

Bir Dost Gittiğinde...

Resim
Bir telefon ahizesinde oruç sessizliğinde yankılanıyor sesin son kez kulaklarımda: "Lütfen yapma, ama yapsan dahi ben hep buradayım dostum..." Beş sene sonra kendimi ilk defa yazarken buluyorum; beş koca sene sonra kendimi ilk defa kâğıda ve kaleme akıtırken... Biliyorum hayat, bu yine senin ince bir oyunun. Sevdiklerimi izliyorum sahnende ve bir gün aniden Işıklar kapanıyor ve birileri eksiliyor oyundan. Kanadım kanaylı... On beşimde Otuz üçümde kan revanım ben abi, özenle hazırlanmış kahvaltı masasında aile sıcaklığında kanıyorum. Kimse yoksa biz varız sıcaklığında tavşankanı çay gibi kanıyorum. Haydi dökelim sırlarımızı, sofrasında aşkımı da nefretimi de anlatabildiğim o abi yâdigarında ben kanıyorum ve tüm dünya buna müsaade, bir an dahi ola müsaade ediyor. Arka fonda Peter Gundrey çalıyor. Küçük bir notped'de ve ben yalnızca kanıyorum... Yazmamaya ant içeli beş sene olmuş. Birkaç sene olmuş Ayhan Abi'yi karşı sokağa uğurladığımız... Ben Ayhan Abi'yi evine bır...

Yadigâr Kalan

Resim
On yıla yaklaşmıştır tanışıklığımız. Instagram'da edebiyata dair yazdıklarımı paylaşıyordum o sıralar daha da sık. Gazetelerde yazıyor ama işin edebi kısmında kör oluyordu içim yalnızlığımla. Bir mesaj geldi bir akşam, en hüzünlü günlerimden birinde: "Yazılarınız, şiirleriniz çok güzel... Tanışabilir miyiz? Bir platform oluşturabilir miyiz sizinle?" Önce ciddiye almadım. Bu kadar kötü bir dünyada buradan duygu bulan insanlarla karşılaşmak, o aynılıkları yakalamak öyle zordu ki... Kelimelere dair sevgi beslemek öyle zordu ki... Hele ki Taksim'de, iş sonrası, tanımadığım ama yazan çizen olduğunu söyleyen insanlarla buluşmak belki de delilikti. Tabii bir hafta sonra Taksim'in göbeğinde buluştuk Yadi ve Ayhan'la. Kırmızı Kedi Yayınevi'nin arkasındaki bir kafede. Bol sigara, belki iki bira içip sadece kitap konuşmuştuk. O dönem şaşırmıştım böyle güzel insanların var olmasına. O kadar güzel ve naif insanlardı ki ikisi de... O gece uzun uzun konuştuk ve dost oldu...

Narın Gölgesi

Resim
Yüzü, günlerdir gözümün önünden gitmiyor. Beklenmedik bir biçimde bu dünyadan çekip gittiğini bilmeme karşın, kaç gündür ona bir şey söylemem ya da ne olduğunu bilmediğim bir konuda konuşmamız gerektiği duygusuyla doluyum. Beynimi kaplayan şey, yarım kalmış veya hiç başlanmamış bir proje mi, danışılacak bir konu mu, yoksa etraflıca görüşeceğimiz bir olay mı, tam hatırlayamıyorum. "Neyse, Yadi'ye telefon açar, sorarım," diyorum kendi kendime. Zihnim allak bullak. Yaklaşık on yıldır aynı sokakta oturuyoruz. Bir uçtan bir uca uzayıp giden, dar bir sokak. Onun evi, sol tarafa doğru sıralanmış binalar arasında, hemen elli metre ilerideki bina. Üçüncü kattaki dairesini yan yana, bitişik nizam kocaman binalar kapatmış olsa da, yine de mutfak camından o binanın girişini görebiliyorum. Birdenbire, "Üstat, naber?" deyişi geliyor aklıma, "Hiç aramıyorsun!" diyerek sitem edişi… Doğrudur; pek arayıp sormazdım, ama bilirdim ki o, oradadır, elli metre uzağımda. İsted...

Bir gün, bir yerde, bir zaman...

Resim
GECE DEFTERİ / I Şarkıların yetmediği, şarabın kâr etmediği bir gecede yazıyorum sana. Bazen kelimeler yetmiyor; içinde ne varsa, olduğu gibi kalıyor. Anlatılmadan. Sorulmadan. Cevap beklemeden. Hiçbir şey seni benden eksiltmedi, ama hiçbir şey seni bana da getirmedi. İçimde sustukça çoğaldın. Sana anlatamadığım ne varsa, şimdi kelimelere dökülüyor. Geçmişe değil, bugün hâlâ içimde yürüyen sana… Bu bir sitem değil; isyan değil. Bu sadece, bir kadının kendi kalbine fısıldadığı bir itiraf. Çünkü bazen en derin konuşmalar, hiç söylenmemiş olanlarda gizlidir. Söyleyemediklerim var, sustuklarımın arasında. Ve bazen, en çok konuşmak istediklerimizi, en derin sessizliklere gömüyoruz. Senin adın hiç gelmedi dudaklarıma belki, ama kalbimde bir yankı gibi hep vardın. Kalbimin aynasıydın. Ne zaman kendime baksam, sende kırılmış parçalarımı gördüm. Sana hiç anlatamadım... Sana baktığımda ne gördüğümü, sesini duyduğumda içimde neyin titrediğini, güldüğünde neden gözlerimi kaçırdığımı... Ve sonra za...

Dark Story | Deneme

Resim
  Uykusu alınıp yerine huzursuzluğun verildiği gecenin sabahında, başıboş kuşlar gibi gözlerimi dikmiş,   sıkıntıdan bunalan gökyüzüne bakıyorum. Lime lime olmuş bulutlar, paçavralara benzeyen elbise gibi gökyüzünün ve güneşin mahremini örtüyorlar.   Benim de çıplak hayatım var, sahte hayallerle örttüğüm. İşe doğru yola çıkıyorum. Havada, güneşe öfke duyan tragedya hâkim. Birazdan güneş ve bulutlar arasında savaş çıkacakmış gibi.   Kimsenin fark etmediği, yaşamla ölüm arasında verdiğim savaş gibi. Öğleden sonra, bulutlar parça parça birleşerek, oluşturdukları komünlerle güneşe karşı verdikleri savaşta öne geçmişler. Ne çok şeye karşı savaş vermiştim; tüm savaşlarım kayıplarla bitti. Kazandığımı zannettiğim sevinçler yaşadım ve çok geç de olsa her şeyi kaybettiğimi zamanla anladım. İş çıkışı nerden geldiğini bilmediğim perişanlık yükü altında, ıslak, puslu ve karanlık sokaklardan geçerken yazdan kalma mutlu akşamüstleri geliyor aklıma. Eskiden mutluydum, çünkü...

Tefrika | Babam

Resim
Ressam Bünyamin Pehlivan'ın anı parçalarından oluşan kısa öyküleri devam ediyor. Pehlivan, bu kez bize babasını ve ona duyduğu yoğun sevgisini anlattı. Keyifli okumalar... Oğlumla son telefon görüşmelerimizin birinde bana, "Baba, genellikle politik ve güncel sorunlar üzerine yazılar yazıyorsun. İnsanlar artık bu gibi konulardan bıkmış durumda. Örneğin, anılar olabilir; buna benzer yazılar yazsan olmaz mı?" dediğinde hiç düşünmeden şu yanıtı vermiştim: "Tamam, haklısın da, öyle bir ülkede ve zamanda yaşıyoruz ki, durmadan gündem değişiyor ve bu değişimler hep olumsuzluklarla, adaletsizliklerle ve sıkıntılarla dolu ki bunları yazmak zorunda hissediyorum kendimi ister istemez." Evet, gerçekten de artık insanlar usanmışlar, güzel bir şeyler görmek, duymak istiyorlar. Konu, baba-oğul sohbetine gelince, ben de babam için yazayım dedim. Babam, altmış yıl önce vefat etti, 1965 Eylül'ünde, Trabzon'da. Kırk üç yaşındaydı öldüğünde; ilk kalp krizine yenik düş...