Kayıtlar

ressam etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sanatın Evi | Bünyamin Pehlivan

Resim
Bünyamin Pehlivan'ın anlatısında Bodrum, resmin, atölyenin ve gündelik hayatın iç içe geçtiği uzun bir yaşam serüveninin merkezi olarak karşımıza çıkıyor. Taş binalar, küçük odalar, balkonlar, bahçeler ve çalışma mekânları yıllar içinde bir ressamın hayat çizgisini taşıyan duraklara dönüşüyor. Pehlivan, Bodrum'a yerleştiği günden bugüne uzanan yolculuğunu evler ve atölyeler üzerinden aktarırken, bir ressam için üretim alanının nasıl vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu da gösteriyor. Kimi zaman yüksek tavanlı taş bir bina, kimi zaman küçük bir ev, kimi zaman denize yakın bahçeli bir mekân, onun üretme arzusuna ve yaşam biçimine eşlik ediyor. Bu yazıda ressamın evi, atölyenin ışığıyla birlikte açılıyor; fırçaların, tuvallerin, sergilerin ve gündelik hayatın aynı çatı altında çoğaldığı bir dünya kuruluyor. Bodrum’un değişen yüzüne tanıklık eden bu hikâye, aynı zamanda bir sanatçının mekânlarla kurduğu ilişkinin izlerini sürüyor. Ressam Bünyamin Pehlivan, evini anlatıyor! Ev deyinc...

Büyük gözlü kediler, aşk ve Louis Wain

Resim
1860-1939 yılları arasında yaşayan ve çizdiği büyük gözlü kediler ile tanınan İngiliz Ressam Louis Wain'in gerçek yaşamöyküsünün anlatıldığı Louis Wain'in Renkli Dünyası, sizi müthiş bir yolculuğa davet ediyor. Yönetmen koltuğunda Will Sharpe'in oturduğu filmde, Louis Wain'e ünlü oyuncu Benedict Cumberbatch hayat verirken, usta ressamın eşini ise Claire Foy canlandırıyor. İşte, hem hüzünlü hem eğlenceli bu muhteşem filmden küçük bir kesit... (Sekansın tamamı için BURAYA tıklayın!)

Bir şair gibi belki, ama bir ressam gibi değil | John Berger

Resim
Güneşte çimenlere uzanmışsınız. Üstünüzde bir kayın ağacı. Hafif bir rüzgâr ince dalları sallıyor, yaprakları kıpırdatıyor. Uzaktan yaprakların bu sabit hareketi, ağacın yeşil fonunun önünde yeşil bir kar yağıyormuş hissini veriyor, tıpkı bir zamanlar gri sinema perdesi önünde gümüşi bir kar yağıyormuş hissine kapıldığımız gibi. Yarı kapalı gözlerle yukarı bakıyorsunuz. Yarı kapalı, çünkü dikkatle bakıyorsunuz. Bir dal diğerlerinden daha uzun. Üzerindeki yaprakları saymak olanaksız. Bu yaprakların hem arasında hem çevresinde gördüğünüz mavi gökyüzü, kelimelerin harflerinin arasından görünen kâğıdın beyazlığına benziyor. Gök fonunun önünde gördüğünüz yaprakların dağılımı hiç de gelişigüzele benzemiyor. Acaba bu yaprakların sıralanışı bir kitaptaki harflerin ve kelimelerin sıralanışı gibi açıklanabilir mi diye düşündüğünüzü fark ediyorsunuz. Sonra tıpkı iyi bir öğretmen gibi, karışık kafanızı yönlendiren bir imge keşfediyorsunuz. Her şey -diyorsunuz kendi kendinize- var olabilmek içi...