Kayıtlar

mehmet ferah etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sanatın Evi: Mehmet Ferah

Resim
Evin yalnızca bir yapı değil, bir yuva olduğunu hepimiz biliriz. Ancak o yuvanın anlamı, içindeki anılarla ve yaşanmışlıklarla derinleşir. Mehmet Ferah , Sanatın Evi köşemizde bizi, bir evin sadece dört duvar olmadığını, onun ruhunun nasıl var olabileceğini keşfetmeye davet ediyor. Eski bir evi anlatırken yüreğimizde yankılanan anılara dokunan bu yazı, ev kavramını yeniden sorgulamamıza neden oluyor. Yazarın Evi | Mehmet Ferah Bomboş, yer yer kazılmış ve etrafı saclarla çevrelenmiş arsanın önünde durup geçmiş günlerden kalan ve zihnimde canlanan hatıraları sıralarken, içimde bir yerlerde aniden peydahlanan incecik bir sızı gözlerimi yaşartmıştı. Bina yıkılırken kaçırdığım bakışlarım donuk bir halde toprak yığınlarına dalıp gitmişken aynı yıkıklıktaki yüreğimin sesi artık ayrılma vaktinin geldiğini söylüyordu. Evlatlarımın ilk kez bana "baba" diye seslendiği, büyüyerek geliştiği, sevginin, şefkatin ve merhametin yoğun olarak hissedildiği yerdi o ev. Sadece iki harfli bir keli...

'O an'ı yaşamak

Resim
Sizler ömrünüzün baharında, çiçekler içerisinde mutlu bir günü yaşarken, birçokları saplandıkları çamurlu yollardan kurtulmanın mücadelesini yapmakta ve çaresizce bir kurtuluş ümidi beklemekteler. Ne kadar da sabırsızsınız; gelmek üzere olan sevdiğinizi beklerken, geleceğini bildiğiniz halde ve yanınızda olması gereken saate henüz uzunca bir süre varken. "Nerede kaldı?" diye soramazsınız o an. Birkaç dakika geç kalınca düşünmeye başlarsınız; hep yollarda olur gözünüz ve olanca kuvvetiyle atmakta olan yüreğiniz. Beklemekte olduğunuz yerden geleceği yolun başını keserken, gözleriniz bir kartalınki kadar keskin, burnunuz ise onun kokusunu dünyadaki bütün kokulardan ayırt edebilecek kadar hassastır. Sokağın başında görünür görünmez, kalbiniz minik bir serçeninki kadar büyük bir hızla atmaya başlar...

Müziğin Muhteşem'i: Muhteşem Süleyman

Resim
Müzik ruha hitap ederken kulaklar notaları duygulara nakşeden birer vasıtadır. Nağmeleri önce duyarsınız, sonra o nağmeler bilinçaltınızın derinliklerinden kimi zaman unutulan, kimi zamansa gün yüzüne çıkmayı bekleyen hislerinizi ortaya çıkarır. Muhteşem Süleyman bu yüzden yaptığı işe sevdalı. O, ruhsal durum ve ortamsal pozisyonları iyi analiz ederek, yerli ve yabancı, yeni ve eski, popüler ve nostaljik müzikleri kulaklara eriştirmeyi kendine amaç edinmiş ender rastlanan bir DJ, bir müzik adamı. Neşeyi, hüznü, coşkuyu ve aşkı anlatan şarkılar hayatın birer anekdotlarıdır. Hangimizin bir şarkıyla anmadığı hatırası yoktur ki? İşte bu şarkıların seçimi de en az söylenmesi kadar önemlidir. Süleyman Zümrüt, 1993 yılında Marmaris’te ‘Salon Bar’da başladığı müzik hayatını Radyo’da, Do-Re-Mi müzik evinde İhsan Sevim’le beraber devam ettirmiş, birçok popüler mekânda, ünlü ve dönemin önemli müzik insanlarıyla çalışarak başarıyla sürdürmüş, donanımlı ve birikimli bir alt yapıya sahip olm...

Aydın Sezgin ve Giray Altınok'la tiyatro ve oyunculuk üzerine

Resim
Taraça Sohbetleri'nde ilk haftanın konukları Aydın Sezgin ve Giray Altınok... Bu iki genç ve yetenekli oyuncuyla, ilk sohbetimizde onların oyunculuk serüvenlerini, mevcut ve yeni projelerini, teknolojinin hayal gücü üzerindeki etkisini ve daha birçok şeyi konuştuk. Dostlukların, arkadaşlıkların, hatta aşkların başlangıcı, zamana, tesadüflere ve vesilelere olduğu kadar, bulunan yere, yani mekâna da bağlıdır. Bazen günün yorgunluğunu üzerinizden atmak için uğradığınız kafede size servis yapan garsonun sıcak gülümsemesi, hiç tanımadığınız insanların etrafınızda uçuşan hoş sedaları ve hasbelkader aynı ortamda bulunan, sizinle aynı durumda olan biriyle kurmuş olduğunuz kısa ve sıcak bir iletişim bile büyük dostlukların başlamasına vesile olabilir. Mekânların özel olmasının sırrı da budur işte. Cafe Taraça da bu mekânlardan biri. Zaman içerisinde tanışıp dost olduğumuz bu güzel insanlarla yaptığımız hoş sohbetleri bu haftadan itibaren arada bir paylaşarak muhabbete sizleri de ortak et...

Korku

Resim
"Benim evlatlarım gece karanlığında bile ellerine fener versem, şu karşıda gördüğün ağaçlığın ilerisindeki açıklığa korkmadan giderler!" "Yahu Hasan Abi, yapma! Şuncacık çocukların cesaret edebileceği şey mi bu? Ben bile cesaret edemem şimdi!" İçki masasındaki konuşmalar ben ve ablamı endişe içinde bırakmış, içten içe dualar etmeye başlamıştık. Ama mevzu uzadıkça uzuyor, iş gitgide bir iddiaya dönüşüyordu. "Ulan şayet giderlerse, yarın bir yetmişlik rakıyı koyarsın masaya tamam mı?" "Etme Hasan Abi! Bırak, vazgeçtim. He he, giderler. Gönderme sabileri gece vakti ayıların-domuzların arasına allasen!" Çakırkeyif bir vaziyette, mantıklı düşünemeyecek halde olan babam, konuyu kapatmamakta ısrar ediyor ve bu da bizi iyiden iyiye telaşlandırıyordu. "Avrat! Ulan dinine yandığımın avradı! Nerdesin ulan!" "Burdayım herif! Geldim! N'ooldu ki?" Annem büyük bir telaş içerisinde mutfaktan çardağa seğirtmiş, babamı...

Kardeş

Resim
Bayram sabahlarında giyilmek üzere bütün gece yastığımızın altında sakladığımız gıcır gıcır ıskarpinlerimiz olmamıştı bizim. Utana sıkıla giydiğimiz, yakalarından ipleri sökülmeye başlamış kazaklarımız, ilk sahiplerinden sonra bir türlü bedenlerimizi kabullenememiş gibi emanet duruyordu üstümüzde. Hiçbir zaman unutamayacağımı sandığım, o yoksul ve çaresiz günleri nankör hafızamın yeniden hatırlaması için, senelerdir görüşmediğim kardeşimin gözlerinin içine bakmam gerekiyormuş demek ki. Bayram günlerinde mahallenin çocuklarının alaycı bakışlarına maruz kalmamak için, kestane toplamak bahanesiyle, birlikte ormana gittiğimiz kardeşimin gözlerinde, her ne kadar eski mahcubiyet ve utangaçlıktan eser kalmamış olsa da, yalnızca benim fark edebileceğim bir ışıltı hâlâ aynı şekilde duruyordu. Uzun uzun bakmak istedim o gözlere, 'özlemişim lan seni' demek istedim. Yapamadım. Uzakta yaşıyordu; uzaktı. Aslında uzak olan yollar değildi; uzaklığı oluşturan aramızdaki fiili bir mesafed...

Ankara'nın Dikmen'i

Resim
Dikmen... Ankara’nın en soğuk kışının yaşandığı yerlerinden biridir. Hele Erzurum Mahallesi’nin yokuşundan aşağıya inerken, bu soğuğu iliklerinize kadar hisseder, içinde bulunduğunuz durum ne kadar acıklı da olsa ağlamaya korkarsınız. Çünkü gözyaşlarınızın donup kirpiklerinizin birbirine yapışma ihtimali vardır. Dikmen’e taşınırken -gerçi taşınma denemezdi buna, çünkü elimdeki yarısı dolu eski bavulumdan ve bir naylon poşetin içindeki kitaplarımdan başka hiçbir eşyam yoktu- Samanpazarı’na uğrayıp sünger bir yatak ve iki adet battaniye almıştım. Evin yakınlarında bulunan bakkalları dolaşıp bulabildiğim kadar boş mukavva kutuları toplayıp yatağın altına sermek için zımbalarını çıkararak düzelttim. Bomboş odanın bir köşesindeki mukavvaların üzerine yerleştirdiğim sünger yatağa bakarken, bir an ‘ne kadar da beni çağrıştırıyor’ diye geçirdim içimden, ‘koca gurbetin bir köşesinde yapayalnız ve etrafını çevreleyen duvarlarla tecrit edilmişçesine ümitsiz.’ Zamanla soğuğuna alıştığım,...

İçimizdeki boşluk

Resim
Sizin hiç on üç - on dört yaşınızdaki halinizi hatırlamaya çalıştığınız oldu mu? Çocukluğunuzu hatırlarsınız, ilk gençlik yıllarınız sıkça gelir aklınıza, hele ergenliğinizi tamamlayıp on sekiz yaşınıza geldiğiniz zamanı, hatta o yaşa girdiğiniz doğum gününüzü birçoğunuz unutamazsınız değil mi? Ama on üç - on dört yaşınız; ergenliğinizin ilk yılları ve kanınızın kaynamaya başladığı, karmaşık duygular içerisinde olduğunuz ve de aklınızı kullanarak değil tamamen benliğinizi ele geçiren duygularınızla hareket ettiğiniz çok önemli bir dönemin başlangıcıdır aslında. Bu dönemdeki duygu yoğunluğu belli bir yaşa kadar azalarak devam eder. On sekiz yaşınız o nedenle anlamlıdır sizin için. Çünkü, bu yaşınızdan itibaren düşünmeye başlar ve aklınızı kullanarak sağlıklı kararlar alabilirsiniz. Bu yüzdendir birçok ülkede seçme ve seçilme yaşının on sekiz olması ve kanunen reşit sayılması bireylerin. On üç - on dört yaşındaki bir çocuğa ağır işler yaptırmak suçtur. Taşıyamayacağı bir yükün ...