Hiçliğin Günü | Öykü

Kapıyı açmadan evvel, varlığım içeride fazladan bir nefes olur mu, diye düşündüm. Sonra kapıyı araladım. Benden önce kahvehanenin içerisine dolan soğuk hava sobanın yaydığı sıcaklığa çarpınca buğulanmış, belli belirsiz bir titreşim dalgası tavana doğru yükselmişti. Anlık bir puslanma sonrası her şey yeniden normale döndü; soba, sıcaklığını yaymaya devam etti.

Dizlerim bedenimi zoraki taşıyordu. Masalarda iskambil kâğıtları şaklıyor, okey taşları ahşap ıstakalarda çınlıyordu.

Kahvehanenin en kalabalık köşesine doğru adımlarımı atmaya başladım, bir yandan da bastonumu yere vura vura tok sesler çıkarıyordum; fakat hiç kimse bu omuzları düşük adama dönüp bakmıyordu. Yine aynısı olmuştu; başkalarının yanından her seferinde bir hayalet gibi geçip giderken arkamda sadece bir ürperti bırakıyordum.

Masalara eğilmiş omuzlar arasından sıyrılıp uçtaki sandalyeye iliştim. Gözlerim kart oyununda hırslanan adamlara takılı kaldı, sandalyeme iyice yerleştim. Ocakçının bile beni fark etmesi epey zaman almıştı. “Taze bir çay,” diye seslendim ve höpürdeterek içmeye başladım. Herkes kendi oyununa öyle bir dalmıştı ki benim çayı höpürdetmem onların bir el daha kazanma hırsının önüne geçemedi.

İçim sökülür gibi öksürmeye başladım. Öksürüğümü bastırmadım. O an hiçliğin önüme uzun bir yol olarak serildiğini hissettim. Elimde tuttuğum bardağı ilk önce sertçe kavradım, ancak hemen ardından parmaklarımı gevşettim, çay bardağı üzerime devrildi. Kaynar çay, derimin üzerinde gezindi, sonra yere doğru ince çizgiler halinde damladı. Haykırarak ayağa fırladım ve okkalı bir küfür savurdum.

İnsanlar oturdukları yerde silkinerek şaşkınlıkla bana doğru döndü, tedirgin olmuş gibi bakıyorlardı. Sonunda istediğim olmuştu, nihayet dikkatleri üzerimde toplamayı başarmıştım. Fakat o heyecanlı bakışlar daha bana çevrilir çevrilmez aynı çabuklukla siliniverdi. Herkes bakışlarını tekrar masalarına çevirdi. Önlerine kapalı olarak bıraktıkları oyun kâğıtlarına dönen şapşal bakışlar bir anda yine o alevli ifadeye büründü.

Bunun üzerine kendimi kahvehaneden dışarıya attım. Cılız ışığıyla sokağı aydınlatmaya çalışan sokak lambasının altında durdum. O kadar cılız bir ışıktı ki daha çok karanlıkta salınan, kendi çevresini bile aydınlatmaktan aciz minik bir mum ışığını andırıyordu. O ışığın altında hiçliğin yüzünü görebilir miyim diye etrafıma bakındım: Siyah pardösülü ve fosforlu sarı çantasıyla bir kadın bana doğru geliyordu. Elinde ufak bir kâğıt parçası tutuyor, yol boyu telaşlı telaşlı, bir kâğıda bir sokak tabelalarına bakıyordu. Bir adres arıyor olmalıydı; belli ki bana soracaktı. Hemen kendime çekidüzen verdim ve bastonumdan güç alarak daha dik durmaya, hazır olduğumu göstermeye çalıştım. Vereceğim cevabı bile önceden hazırlamıştım.

Kadın yanıma iyice sokulur gibi oldu, o esnada sokağı kesen bomboş caddede bir adam beliriverdi. Kadın, bakışlarını ona doğru çevirip ardından beni süzdü ve adamın yanına gitti. Görünüşümde bir şey mi var diye üstümü başımı kontrol ettim; anormal bir durum yoktu. Demek ki bir kere görünmez oldunuz mu hayat bir daha görünür kılmıyordu sizi.

Halbuki kadın o kadar yaklaşmıştı ki bana, parfümü genzimi yakmıştı. Yürüdüğüm caddede esen rüzgâr bile sanki içime çekmemi istemiyordu getirdiği kokuları. Elimi rüzgârı yarar gibi savurdum, fakat rüzgâr daha hızlı esince kendimden utandım.

Sendeleyerek yürürken ayakkabımın burnu boş bir şişeye çarptı, sokak boyunca yuvarlanışını izledim şişenin. Gitti, gitti, duvara çarpıp kırıldı ve bu kırılma sesi benim varlığımdan çok daha gerçekti.

Sokağın köşesinde, bir duvar dibine bırakılmış kırık bir aynanın önünde durdum, camına dokunup soğukluğunu hissettim, üzerindeki tozları üfledim, aynanın yüzeyinden yüzüme yansıyan lekeleri parmak uçlarımla temizlemeye çalıştıkça daha da bulaştı.


Şevval Tuğçe Değirmenci






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ekmek Kavgası / Orhan Kemal

El-Veda | Deneme

Kadınları gururlandıran bir yazar, çarpıcı bir oyun

Sınırda | Deneme

Bir şair gibi belki, ama bir ressam gibi değil | John Berger

Kadınlar ve toplumsal kalıplar | Deneme

Aynalar ve biz | Deneme