Kardeş
Bayram sabahlarında giyilmek üzere bütün gece yastığımızın altında sakladığımız gıcır gıcır ıskarpinlerimiz olmamıştı bizim. Utana sıkıla giydiğimiz, yakalarından ipleri sökülmeye başlamış kazaklarımız, ilk sahiplerinden sonra bir türlü bedenlerimizi kabullenememiş gibi emanet duruyordu üstümüzde. Hiçbir zaman unutamayacağımı sandığım, o yoksul ve çaresiz günleri nankör hafızamın yeniden hatırlaması için, senelerdir görüşmediğim kardeşimin gözlerinin içine bakmam gerekiyormuş demek ki. Bayram günlerinde mahallenin çocuklarının alaycı bakışlarına maruz kalmamak için, kestane toplamak bahanesiyle, birlikte ormana gittiğimiz kardeşimin gözlerinde, her ne kadar eski mahcubiyet ve utangaçlıktan eser kalmamış olsa da, yalnızca benim fark edebileceğim bir ışıltı hâlâ aynı şekilde duruyordu. Uzun uzun bakmak istedim o gözlere, 'özlemişim lan seni' demek istedim. Yapamadım. Uzakta yaşıyordu; uzaktı. Aslında uzak olan yollar değildi; uzaklığı oluşturan aramızdaki fiili bir mesafed...