Kayıtlar

mağlubi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ankara'nın Dikmen'i

Resim
Dikmen... Ankara’nın en soğuk kışının yaşandığı yerlerinden biridir. Hele Erzurum Mahallesi’nin yokuşundan aşağıya inerken, bu soğuğu iliklerinize kadar hisseder, içinde bulunduğunuz durum ne kadar acıklı da olsa ağlamaya korkarsınız. Çünkü gözyaşlarınızın donup kirpiklerinizin birbirine yapışma ihtimali vardır. Dikmen’e taşınırken -gerçi taşınma denemezdi buna, çünkü elimdeki yarısı dolu eski bavulumdan ve bir naylon poşetin içindeki kitaplarımdan başka hiçbir eşyam yoktu- Samanpazarı’na uğrayıp sünger bir yatak ve iki adet battaniye almıştım. Evin yakınlarında bulunan bakkalları dolaşıp bulabildiğim kadar boş mukavva kutuları toplayıp yatağın altına sermek için zımbalarını çıkararak düzelttim. Bomboş odanın bir köşesindeki mukavvaların üzerine yerleştirdiğim sünger yatağa bakarken, bir an ‘ne kadar da beni çağrıştırıyor’ diye geçirdim içimden, ‘koca gurbetin bir köşesinde yapayalnız ve etrafını çevreleyen duvarlarla tecrit edilmişçesine ümitsiz.’ Zamanla soğuğuna alıştığım,...

Batan Gemi

Resim
Merdivenin ikinci basamağına uzattığı ayakkabısının bağcıklarını bağlarken acele ediyordu. Her zamanki gibi işe geç kalmıştı. Merdivenlerden koşarak inip apartmanın dış kapısını araladığında, gökyüzündeki karanlık bulutları fark ederek ceketini giymesi gerektiğini düşündü. Beşinci kattaki dairesine geri dönmeyi gözü kesmedi. Gömleğinin üst düğmesini ilikleyerek hızlı adımlarla sokağın sonundaki otobüs durağına doğru yürüdü. Durağa vardığında yağmur çiselemeye başlamıştı. Kapalı bölümde yığılı kalabalık otobüsün yanaşmasıyla birlikte ite kaka yerlerinden ayrılınca, balık istifi halindeki yolcuların arasına sığışmak için mücadele etmeye başladı. Havasız ve yoğun ter kokusu içerisindeki otobüste âdeta tek ayağının üzerinde yapmış olduğu yaklaşık bir saatlik yolculuğunun sonunda, Beyazıt Meydanı’ndaki durakta inerek Kapalıçarşı tarafında bulunan pastaneden sıcak bir simit aldı. İlk ısırıkta birkaç gün önce dolgusu düşen dişinin onu yerinden havaya sıçratacak derecede basınç yaparak...

17 Ağustos

Resim
Donuk bakışlarını binalardan birinin en üst katına sabitlemiş; elleri rengi solmuş gri pantolonunun ceplerinde, hiç hareket etmeden, cansız bir manken gibi duruyordu ona rastladığımda. Omzuna dokundum ve  hüzün dolu bembeyaz yüzüne bakarak, ”Merhaba,” dedim, “Bir sorunun mu var?” Üç aydır bulaşıkçılık yapmaktaydı benim çalıştığım restoranda. İşe ilk başladığı günden bu yana, ne kendinden bahsettiğini duyan olmuştu, ne de herhangi bir konuda konuştuğunu. Yüzünü bana doğru çevirdiğinde, gözlerindeki acıyı ve hüznü gördüm. Ağlamak isteyip de bir türlü beceremediğimiz zaman, ne kadar zorlasak da gözlerimizdeki yaşlar akmaz, daha ziyade dışa değil de yüreğimize doğru akar ya, işte öyle bir durum içerisindeydi o da. Nedense biraz daha yaklaşmak istedim ona. Çok fazla tanıyamamış ve samimiyet kuramamış olsam da, sağ elimi omuzuna atıp şefkatli bir ses tonuyla, “Evet,” dedim, “Anlaşıldı bir derdin var senin. Anlatmak ister misin? Yardımcı olabilirim belki.” “Masmavi göz...