Kayıtlar

merkezefendi kulübe etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Alan

Resim
"Karanlıkta su sesi, insanın içindeki ölüm mayasının sesini konuşur." Ahmet Hamdi Tanpınar /  Huzur "Nedir zaman? Bir kaza! Nedir hayat? Bir zaman! Nedir kaza? Bir hayat, yeni bir hayat!" Orhan Pamuk /  Yeni Hayat Tramvayın kapıları açılırken çıkan ses, ilk kez ıslık çalmayı denediğinde çıkardığı rüzgâr uğultusu benzeri, kulak tırmalayıcı sesi hatırlattı Alaz'a. Çocukluğunun belli belirsiz hatıralarını kurcalayarak, tramvayla ev arasındaki mesafede vakit öldürmeye çabalıyordu. Artık kaldırım taşlarını saymayı bıraktığını da o an fark etti. Bir an tüm bu düşüncelerden sıyrılır gibi oldu ve göğüs kafesini çılgınca dolduran karanlıkla kalakaldı sokak ortasında. "Henüz değil!" dedi içinden, "Eve kadar sabret." Kafatasının içinde uçuşan herhangi bir düşünceyi aceleyle yakaladı tekrar. Ne olduğu önemsizdi, yeter ki çevresinde ve içinde bir yerlerde, damarlarında her an bir kaza yapacak gibi akan gerçeklikten koruyabilsin...

Güzel hikâyeydi Marcelin!

Resim
Bu şehre neden taşındığımı bilmiyorum. Yalnız kalamayacağım. İçimde taşıdığım belli belirsiz heyecan devam ediyor. Yine gün ışığıyla yattım biliyor musun? Gece gaz lambasının ışığını görenler yine yazdığımı düşünüyor. Aslında ben de bitirmek istiyorum. Bitirmek istiyorum ama kendime de kızmıyor değilim. Neredeyse koca Fransa’yı dolaştım. Sırf şu lanet eseri bitirebilmek için biliyor musun? Fakat her yerde aynı şey oluyor. Şarap, salaş meyhaneler ve kadın. Ömrümün son on senesini böyle geçirdiğimi daha önce anlatmış mıydım? Evet! Anlatmıştım. Hep aynı melodi dönüyor kafamda. Yine aynı şeyler oluyor, içimdeki o heyecanı öldürmek için sabahlara kadar içiyor, tüm pis sokakları dolaşıyorum. En ücra köşelere giriyorum, önüme gelene saldırıyorum. Evet! Herkes bir amaç uğruna  ölmek  istiyor. Ama öldürmeyi göze alan yok. Karşımdan bir işçi geçiyor, elinde bir somun ekmek. Üstüne gidiyorum. Hakaret ediyorum. Beni görmezden geliyor. İçinden pis bir sarhoş olduğumu,...

Novum Novae

Resim
Endişeden ziyade büyük bir hayal kırıklığıyla attım kendimi balkona. Üç katlı evin her köşesine, tüm çekmecelere, dolaplara, koltuk altlarına, yatak çarşaflarının arasına, çöp kutusuna dahi baktığım halde bulamamıştım saati. Bir ara, çöp kamyonları gelmeden mahallenin tüm çöp konteynırlarına bakma isteğini bile duymuştum. Alt tarafı ufak, ucuz bir masa saati demeyin sakın. Pilleri değiştirdiğim sıralar hariç, hayatımın onuncu yılının beşinci gününden bu yana tik takları hiç durmadı. Benim zamanımdı o; hangi işi, günün hangi ânında yapacağımı bana söyleyen bir yardımcıydı.  Daha çok, emirler veren bir efendi gibi durmuyor mu?  Aslında hayır; belki baba şefkatiyle, yaşamımı düzenlememi isteyen eski bir ataydı diyebiliriz. Ona boyun eğmek hiçbir zaman gururla ilgili meseleler yaratmamıştı bende. Kayıp bir zamanın içinde yitirilmiş hissediyordum kendimi o an. Zamanımı aramış, bulamamış ve müthiş hayal kırıklığının içinde kalakalmıştım. Balkonda durmuş, evlere, çakıltaşlı so...