Kayıtlar

saynur altay aramasıyla eşleşen yayınlar gösteriliyor

Saynur Altay | 'Bu Gülleri Dün Gece' [Şiir-Klip]

Resim
Saynur Altay'ın "Bu Gülleri Dün Gece" adlı kısa şiiri, gecenin içinden gelen küçük ama dokunaklı bir ses gibi duruyor. Şiir-klip formunda sunulan bu metin, gül imgesinin etrafında kırılgan bir hatırlayışı, sessiz bir özlemi ve söze sığmayan ince bir duyguyu okura ve dinleyiciye taşıyor. Şiir ve yorum:   "Bu Gülleri Dün Gece" | Saynur Altay Müzik:   Olafur Arnalds | "Loka Augunum" (Dyad 1909) Bu Gülleri Dün Gece Gülü susuz! Ki ben gül değilim. Beni aşksız! Ki artık hiçbir şeyinim Bu gülleri dün gece; Sesin ruhumu bir ince, incitince... Ki kanı hemen çekilmez kişinin ölünce. Siz bu gülleri bir de kuruyunca görünüz. Saynur Altay

Nerde Kalmıştık? | Saynur Altay?

Resim
Bazı kitaplar sadece raflarımızda yer kaplamaz, aynı zamanda iç dünyamızda da derin izler bırakır. Saynur Altay 'ın La Perdesin –DE Öleyim adlı şiir kitabı da okuyucular üzerinde tam olarak böyle bir etki yaratıyor. Altay'ın kelimelerle kurduğu dünya, mistik bir perde arkasında şekillenirken, kimi zaman oyunbaz, kimi zaman melankolik bir sesle okuyucuya ulaşıyor. Onun şiiri, hayatın içindeki çatışmaları, sancıları ve tesellileri bir araya getiren samimi bir çağrı gibi. Yeni açtığımız Nerde Kalmıştık? köşesinde, şairlerle, yazarlarla, ressamlarla, tiyatrocularla ve farklı, özgün işler yapan herkesle söyleşiler yapıyoruz. Onları sadece eserleriyle değil, gündelik yaşamları, düşünce dünyaları ve ilham kaynaklarıyla da tanımak istiyoruz. Bu söyleşilerde sadece sanat ve edebiyat konuşmuyor, hayata, anılara, alışkanlıklara ve "başka şeylere" de dokunuyoruz. Bu bölümde Saynur Altay'la şiir, kitaplar ve sanatsal yolculuğu üzerine sohbet ettik. Ancak bununla sınırl...

Parkın ışıkları | Deneme

Resim
Ölçüsüz satırların, uyaksız sonlarına gömüyorum bu gece kendimi, bizzat kendi ellerimle. Ki bilen bilir, edilgenlikleri bir türlü sevemediğimi. Karşıdaki parkın ışıkları kaç saattir sönük, bu gece ruhum aydınlanmadı gitti. Can sıkıntısı ile karışık iç daralması gelip oturdu göğüs kafesime. Hafta boyunca dinlenmek için hafta sonlarını bekleyen, biraz fazla dinlenince de ne yapacağını bilemeyen, hani şu nankör insanoğlu modum aktif, ki bu duygu pek bana göre değil. Bunaldım. Ben olmaktan uzaklaşırken, "Ben olmak da ne," diye irkilip, "Sahi ben kimim ki," ile "Ben en iyisi susayım, karanlıklar konuşsun," içsesleri içinde bir parça huzur ararken, huzursuzlaşan huysuz bir kadına dönüşmek üzereyim. Tanrım, parkın ışıkları yansın artık lütfen. Saynur Altay

Didem'i anmak!

Resim
Pencerenin buğusunu sildim. Ayazı varsa, güneşi de vardı sokakların, aydınlıkları vardı. Önce zihnimden, sonra gözlerimden kaldırdım bütün buğuları. Akşam inmek üzereydi. Annesine kavuşuyordu güneş; ışıl ışıl gülümsüyordu ağaçlar sırf bu yüzden. Ve zil çalıyordu dağların etekleri. Hüzün geceye karışıyordu, umut yarına göz kırparken ufuktaki kızıllık ılık yarınları müjdeliyordu usulca. Usulca karıştım ben de umuda. Hem kederin nesi vardı, uzun uzun 'ah' sesinden başka. Yeşiller doldurdum ceplerime, rüzgârda gözüme kaçan tozları da pembeye boyadım uzarken gece. Paletimde kuş sesleri, ceplerimde al bir tayın yelesi, doludizgin püskürttüm neşemi ağarırken tanyeri. Göğün düşsel tavanına avuçlarımla kondurdum ebemkuşaklarını bulutların arasına. Sözlüklerden yontup en güzel sözcükleri bağladım ağaçların dallarına Hıdrellez niyetleri gibi. İki harfine dokunmadım yalnızca: Ah! Saynur Altay