Kayıtlar

Dilek Kadıoğlu | Özlemek [Şiir-Klip]

Resim
Dilek Kadıoğlu , Gece Defteri adlı yeni kitap çalışmasından "Neyi Özlediğini Bilmeden Özlemek" başlıklı yazısını bu kez kendi sesiyle okura ulaştırıyor. İç dünyada adı konulamayan bir eksiklik duygusuna, belirsiz bir özlemin insanı nereden yakaladığına ve hatırlamanın sessiz ağırlığına yaslanan bu bölüm, şiir-klip formunda daha yoğun bir duygu alanı açıyor. Kadıoğlu'nun sesinden dinlenen bu şiirsel metin, yazıyla ses arasındaki bağı öne çıkarırken, görüntü ve müzikle birlikte içedönük bir atmosfer kuruyor. Gece Defteri'nin duygu dünyasından gelen bu kısa okuma, özlemenin kimi zaman bir kişiden, bir yerden ya da geçmişten çok, insanın kendi içindeki eksik bir parçadan kaynaklandığını da hatırlatıyor. Metin ve yorum:  Dilek Kadıoğlu | "Özlemek" Müzik:   Nikita Kondrashev | Soft Piano

Sanatın Evi | Bünyamin Pehlivan

Resim
Bünyamin Pehlivan'ın anlatısında Bodrum, resmin, atölyenin ve gündelik hayatın iç içe geçtiği uzun bir yaşam serüveninin merkezi olarak karşımıza çıkıyor. Taş binalar, küçük odalar, balkonlar, bahçeler ve çalışma mekânları yıllar içinde bir ressamın hayat çizgisini taşıyan duraklara dönüşüyor. Pehlivan, Bodrum'a yerleştiği günden bugüne uzanan yolculuğunu evler ve atölyeler üzerinden aktarırken, bir ressam için üretim alanının nasıl vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu da gösteriyor. Kimi zaman yüksek tavanlı taş bir bina, kimi zaman küçük bir ev, kimi zaman denize yakın bahçeli bir mekân, onun üretme arzusuna ve yaşam biçimine eşlik ediyor. Bu yazıda ressamın evi, atölyenin ışığıyla birlikte açılıyor; fırçaların, tuvallerin, sergilerin ve gündelik hayatın aynı çatı altında çoğaldığı bir dünya kuruluyor. Bodrum’un değişen yüzüne tanıklık eden bu hikâye, aynı zamanda bir sanatçının mekânlarla kurduğu ilişkinin izlerini sürüyor. Ressam Bünyamin Pehlivan, evini anlatıyor! Ev deyinc...

Sanatın Evi | Ümit Kardaş

Resim
Sanatın Evi 'nde bu kez Ümit Kardaş 'ın Fethiye Yeşilüzümlü'deki bahçeli evine konuk oluyoruz. Taş duvarları, kitaplarla çevrili çalışma odası, dağlara açılan pencereleri ve bahçenin sessiz canlılığıyla bu ev, Kardaş'ın yazıyla, doğayla ve iç dünyasıyla kurduğu ilişkinin izlerini taşıyor. Ümit Kardaş, evini anlatırken okuru çalışma masasından bahçeye, bahçeden yürüyüş yollarına, oradan da kitapların ve düşüncenin geniş alanına doğru götürüyor. Yazıda ev, insanın kendini dinlediği, doğayı duyumsadığı, belleğini ve hayal gücünü diri tuttuğu bir yaşam alanı olarak beliriyor. Bachelard'ın evin içselliğine dair düşünceleriyle açılan bu metin, Ümit Kardaş'ın kendi evinden dünyaya nasıl baktığını da gösteriyor. Şimdi sözü, rüzgârın, dağların, kitapların ve bahçenin eşlik ettiği bu evin sahibine bırakıyoruz. Yazarın Evi | Ümit Kardaş EVİN İÇSELLİĞİ VE HAYAL GÜCÜ Modern hayatta ailenin sığınağı haline gelmiş ev, neyi içermekte? Gaston Bachelard,  Mekânın Poetikası ...

Tefrika | Yediveren

Resim
Bu çok eski sokağın evleri, çocukluğundan itibaren birlikte bü­yüyen ve yıllar geçtikçe birbirine daha çok yaslanan, birlikte onlar­ca anısı olan arkadaşlar gibiydi. Kimisi kerpiç, kimisi ahşap olan bu evlerin birçoğu bahçeli, birkaç tanesi de cumbalıydı. Yıllardır aynı sokakta oturan çocukları, aynı sokakta büyüyen sakinlerin çoğu akrabaydı. Tıpkı evler gibi insanları da iyi; kötü günde birbirine yaslanır, destek olurlardı. Her evin önünde, teneke kutular içine dikilen çiçekler sokağa ayrı bir güzellik katıyor, insana huzur veriyordu. Toprak olan soka­ğın çamur olmaması için küçük kesme taşlar dökülmüş, onlar da zamanla toprakla kaynaşmıştı. Yağmur ve kar suları taşların arasın­dan toprağa sızıp gidiyordu. Bu sokakta rutin yapılan işler vardı. Sabah uyanan kadınların ilk yaptığı şey, bir kap suyu taşlara boca edip çalı süpürgesiyle kapı önlerini süpürmek, bu arada da konu komşuyla sabah sohbeti yap­maktı. Kapı önü temizliği bitince evlerde kahvaltı hazırlığına geçi­lirdi: Mis gi...

Edip Cansever | 'Manastırlı Hilmi Bey'e Birinci Mektup' [Şiir-Klip]

Resim
Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Yadi Dost'un eşsiz yorumuyla bir Edip Cansever şiiri: "Manastırlı Hilmi Bey'e Birinci Mektup"... Şiir: Edip Cansever | "Manastırlı Hilmi Bey'e Birinci Mektup" Yorum: Yadi Dost

Ahmet Muhip Dıranas | Serenad [Şiir-Klip]

Resim
Türk şiirinin önde gelen şairlerinden Ahmet Muhip Dıranas'ın "Serenad" şiiri... Şiir: Ahmet Muhip Dıranas | "Serenad" Yorum: Ayhan Şahin

Didem'i anmak!

Resim
Pencerenin buğusunu sildim. Ayazı varsa, güneşi de vardı sokakların, aydınlıkları vardı. Önce zihnimden, sonra gözlerimden kaldırdım bütün buğuları. Akşam inmek üzereydi. Annesine kavuşuyordu güneş; ışıl ışıl gülümsüyordu ağaçlar sırf bu yüzden. Ve zil çalıyordu dağların etekleri. Hüzün geceye karışıyordu, umut yarına göz kırparken ufuktaki kızıllık ılık yarınları müjdeliyordu usulca. Usulca karıştım ben de umuda. Hem kederin nesi vardı, uzun uzun 'ah' sesinden başka. Yeşiller doldurdum ceplerime, rüzgârda gözüme kaçan tozları da pembeye boyadım uzarken gece. Paletimde kuş sesleri, ceplerimde al bir tayın yelesi, doludizgin püskürttüm neşemi ağarırken tanyeri. Göğün düşsel tavanına avuçlarımla kondurdum ebemkuşaklarını bulutların arasına. Sözlüklerden yontup en güzel sözcükleri bağladım ağaçların dallarına Hıdrellez niyetleri gibi. İki harfine dokunmadım yalnızca: Ah! Saynur Altay

Neyi özlediğini bilmeden özlemek

Resim
GECE DEFTERİ / III Olması gereken ne varsa olmuştu ve belki de başka olacaklardan haberimiz yoktu. Kafamızı bir toplayalım: Cam kesiklerini bilir misiniz; hani derin bir kesik çekilmişçesine göğüs kafesinizin ortadan ikiye yarıldığını hissettiğiniz bir acı. İşte öyle, her an, her dakika ince ince sızlayan cam kesikleriyle doludur hayatımız. Ve kırıp dökülen ne varsa toplamaya çalışırız gidenlerin ardından. Öylesine kırgınım ki, yüzümdeki gülüşün sahibi ben değilim. Bunca kırgınlığı gözyaşlarıma hapsetmenin ne demek olduğunu kim bilebilir? Bana baktıkları zaman gördükleri kişinin ben olmadığını onlar da biliyorlar mıdır? Benim gibi onlar da kendimi kandırdığımı biliyorlar mıdır? Yine daldım uzaklara; gözlerim çok uzaklardan birinin gelmesini bekler gibi. Oysa ne çok beklemiştim duvar diplerinde, karanlığın içinde yaktığım mumların titrek gölgesinde. Tırnaklarımı avuçiçlerime bastıra bastıra yeni hayatlara yol alırken, kimi, neyi beklediğimi bilmeden en çok da beklemeyi sevdim....

Hüzünlü bir yol öyküsü: 'Sessiz Umutlar'

Resim
Modern kent, bizi birbirimize en çok yaklaştıran ama ruhsal açıdan da en fazla uzaklaştıran tuhaf bir paradoks. Georg Simmel'in o meşhur "bıkkın metropol insanı", her sabah tanımadığı yüzlerin arasından geçerken aslında birer "yabancı" olarak kalmanın özgürlüğünü ve ağırlığını da taşır. Kalabalığın içindeki bu zorunlu kayıtsızlık bireyin hayatta kalma mekanizmasıdır, ancak bu kalkan, bizi birbirimize bağlayan o kadim damarları da gitgide inceltir. Tam da burada, modern birey için "arafta kalma" hali başlar; o ruh, ne tam olarak terk edilen geçmişin sıcaklığına aittir, ne de adımladığı o yabancı kentin soğuk yüzüne. Bu, iki dünya arasında asılı kalmanın, aidiyetsizliğin yarattığı tekinsiz boşluktur. Leyla Dinç'in, geçtiğimiz günlerde yayımlanan ilk romanı  Sessiz Umutlar , tam da Simmel'in tarif ettiği bu zihinsel mesafenin ortasında başlar. Karakterlerin birbirine olan uzaklığı kilometrelerle ölçülemez, daha çok modernitenin "akışkan...