Kayıtlar

Saatler

Resim
    Ey uyum, koku, ışık –ey tek ecem, kuluna     Şu evreni çekilir, vakti hafif kıl, yeter. C. Baudelaire Bankalar Caddesi’ndeki Komado Merdivenleri’nin üçüncü basamağında dikilmiş çevreyi seyredip sigara içerek ne kadar zaman geçirdiğimi kestiremiyorum. Bir gün; bir ay; bir yıl… Yıllarca mı yoksa? Zamanı kaybetmiş durumdayım. Sadece devinimleri fark edebiliyorum. Bu da bana yalnızca zamanın bir şekilde geçtiğini bilmemde yardımcı oluyor. Fakat, dediğim gibi, zamanımı kaybettiğim için çevremdeki devinimlerle vakti ölçmem mümkün olmuyor. Bir de benimle birlikte, merdivenlerin on üçüncü basamağında siyah kürk mantosuna sarınmış, soğuk havada ağzından sigara içiyormuş gibi çıkan beyaz nefesini seyreden bir kadın var. O da kaybolmuş zamanımın içinde tıpkı benim gibi hareketsiz bekliyor. Her gündoğumunda ve batımında merdivenleri inip çıkan kel ve orta yaşlı beyefendiyi ve merdivenlerin önünden geçen valizli genci de eklemeliyim sanırım hikâyeye. Sefil düştüğüm o g...

Şiir mi yazıyon Ergin?

Resim
Yiğit Özgür, Uykusuz

Alengirli Şiir

Resim
Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan. Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki Parliament'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı? Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı! Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi. İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı... Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız İşin yoksa çiçek al, saç tara, parfüm sık. Küsmesi, barışması, ayılması, bayılması Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı! Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi. Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma Hepsi ağzıma sıçtı... Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil. Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister Seninle benim yan yana oturacağımız çekyat...

Ya ölüm olmasaydı?

Resim
İçsesini kitaplarla teyit eder insan. Kitaplar göründüğü gibi değildir çünkü. İçine girdikleri zihinlerde anlam bütünlüğünü öncelikle bozar, parçalara ayırır ve sorgulamalara kapı aralarlar. Böyledir, kitaplar insanda sürekli yaşar. ‘Çağırma, seslenme’ kavramları onlar için de geçerlidir. Kitap çağırır; kendine doğru bir ulaması vardır sayfaları arasına sıkıştırdığı. ‘İkra’nın bir manası da çağırmaktır. Kitap insanı kendine çağırır, kendine ve insanı insana aynı zamanda. Eskimeden, çağları aşarak devamlı seslenen, çağıran, sesini duyurmaya çalışan kitaplar insanlık tarihinde önemli bir yere sahiptir. İnsanlar bu kitapların çağrılarına sürekli kulak kabartır ve onlar da sesleriyle bu insanlara seslenmeye devam eder. Bu kitaplardan biri   de, 1998 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Jose Saramago’nun  Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş  kitabıdır. Kitabı açanlar öncelikle şu cümle ile karşılaşır: “İnsan olmanın ne demek olduğunu her geçen gün daha az bileceğiz.”  (Kehanetle...

Dönüp durmasa öpeceğiz tüm kusurlarını dünyanın

Resim
Babasını öldürmüş gülüyor. Bakın bey abiler bu bir delidir. İhbar ettim sevgilimi gelip götürsünler. Bilmiyorlar beni kan tutuyor. ‘Bak alfabe ile dalga geçme. / Şapkası yok ‘ö’nün.’ Bisikletli bir yanlış ezsin üç doğruyu ‘Bak alfabe ile dalga geçme. / Türkçe öğretmenim kızıyor.’ Güz imiş. Ağlıyor-ağlatıyor imiş. Bir var-bir yok imiş. -miş’li geçmiş zaman ruhumuzu belliyor. Sonra, an geliyor Attilâ İlhan geliyor. Katedralde 70'lik Camide son teknoloji bir hüzün Bir üst modeli aranan ve bulunamayan sevgililer İsmimin baş harfi Türkçe karakter olsa ne olur? Dudağı ipotekli bu memleketin / öpmek elzem - öpmek yasak. Memleketi yanağından öpüyorum sizce şimdi ne olur? Telefon numarasını unutamadığım terk-i rehber adamlar İsimlerinin başına anti koyduklarım gitse ne olur Kalsa ne olur? Ricamdır güzelim / Sen topla beni ahir zamanda sıratta. Bir ipte de oynarız nasılsa. Ne olur, ünlüleri düşür Seslileri uyar –çok ses yapıyorlar güzelim. ‘Bak alfabe ile dalga g...

Yapaycı-gerçekçi şiir!

Resim
Yiğit Özgür, Uykusuz dergisi Haberler, söyleşiler, köşeyazıları, 2012'den Bakmak, Şairin Evi, Kent ve Sakinleri, Dünyadan Portreler...  ve daha fazlası ... http://mesaisanat.com/

Ontoloji Dersleri başladı: İrade...

Resim
Ufuk Akbal'tan Ontoloji Dersleri - 1: İRADE - Herkes o amansız hastalığın bir parçası olsaydı, o amansız hastalığı kırmak için elimizde bir ümit olmazdı? - Bunu bana hissettiren ve doğrusal olmayan bir şeyler var. - Hakikati kıramayacağını, o amansız hastalığı anladığında, hakikate benzer şeylerin peşine düşen bir irade var. İrade taklidi, irademsi. - İradede bizi sevindiren, eğlendiren, oyalayan, Allah'ı kızdıran bir şeyler var. - İradede insanoğluna ait bir şeyler var. - İrade insan icadıdır. - 'İrade' ile 'irade' farklılardır. - Büyük harfle "İ". - O, sabah ezanında korktuğumuz ve ertesi sabah ezanına dek unuttuğumuzdur. Ufuk Akbal

Ayran / Sabahattin Ali

Resim
Köyden istasyona giden yol, eriyen karlarla diz boyu çamurdu. İki mızrak boyu yükselen güneş, tarlaları hâlâ örten karların üzerinde pırıltılarla ve göz kamaştırarak yanıyor, fakat yoldaki pis su birikintilerine vurunca donuk sarı bir renk alıp boğuluyordu. Kocaman ve altı çivili kunduralarını çıplak ayaklarına geçirmiş olan küçük Hasan, sağ koluna aldığı güğümü, ara sıra dinlenerek sürüklemeye çalışmaktaydı. Bazan sol elindeki çinko maşrapayı yere bırakarak ağır yükünü vücuduna daha az ağrı verecek bir şekilde kavramak istiyordu. Ağzına kadar ayranla dolu olan güğümün alt kenarı her adım atışında dizlerine vurmakta ve dirseğine kadar geçirdiği sapı, kolundan kurtulup önüne yuvarlanmak ister gibi, ileri hamleler yapmakta idi. Kunduralarının arka tarafı o kadar dışarı doğru eğilmişti ki, çocuğun topukları ayakkabının ökçesine değil, doğrudan doğruya çamura basıyordu. Yaz kış, her gün gitmeye mecbur olduğu bu iki saatlik yol bu sefer daha uzamış gibiydi. Tam yarı yolda bulunan ...

Seçmek üzerine bireysel bir manifesto!

Resim
Herkes bir şeyleri seçer. Çünkü seçmek var olmaktır. İnsanın ne'liğini ele veren en yüce eylemlerden biridir. Esas olarak tümüyle kişisel bir özelliğe sahiptir; bence sıkça vurgulanan ‘özgürlük’ kavramından çok, birey kavramıyla ilişkilidir. O yüzden ben de burada kendi bireysel seçimlerimi vurgulamayı bir borç bilirim. Aslında bütün bunlar (yani aşağıdakiler) güzel günleri bize taşıyabilecek ütopik fikirlerdir sadece. Yoksa -maalesef- hayatta karşılığı yoktur. Çocuklarımıza daha iyi bir gelecek hazırlamak istiyorsak yapılması gerekenler: 1- Aksanlı konuşan bütün beden eğitimi hocaları tasfiye edilmelidir. Çünkü bunların çoğu köylü kurnazlığına sahiptir; hayatta bir şey olamamanın acısını, öğretmen olma erkini sonuna kadar kullanarak gidermeye çalışırlar. Bütün şehirlerin plaka numaralarını ezbere bilmek ve bulmaca çözme seviyesinde kültürel birikime sahip olmak gibi lüzumsuz faaliyetleri vardır. İlgisi olmayan öğrencilere voleybol kurallarını anlatır ve bu konu...

Sizin alınız al inandım

Bugün Turgut Uyar'ın doğum günü... İyi ki doğdun üstat... Denge | Şiir: Turgut Uyar | Seslendiren: Sezen... ile cafrandeorg Haberler, söyleşiler, köşeyazıları, 2012'den Bakmak, Şairin Evi, Kent ve Sakinleri, Dünyadan Portreler...  ve daha fazlası ... http://mesaisanat.com/

Ekmek Kavgası / Orhan Kemal

Resim
Sabah, öğle, akşam karavanalarından artan yemeklerin döküldüğü toprak, kalın ve besili solucanların hazla kıvrıldığı zifirden bir bulamaç halindeydi. Yalınayak çocuklarla ihtiyar kocakarılar, paslı teneke kutuları ağız ağıza dolu, uzaklaşırlarken, erkek köpekler sıhhatten gerilmiş karınlarını güneşe devirip uyuklarlar, sarkık memeli dişiler de, peşlerinden tonton enikleriyle dolaşırlardı. Daha sonra meydan karga sürülerine kalırdı. Simsiyah kanatlarında mavi ışıltılarla kargalar “Gaak, Gaak!” diye sekerek karınlarını doyururlarken, yırtıcı kuşlar geniş kanatlariyle havada daireler çizmeğe başlayınca, karga sürülerinde ürkeklik artardı. Arada, yırtıcı kuşlardan birisi, tam tepede, asılı gibi durur durur, sonra birdenbire, şimşek hızıyla toprağa iner, gagasında kalın bir solucanla tekrar havalanırdı. Gün geldi, Alay, memleketin güvenliğini daha iyi sağlayabileceği, daha önemli bir mevkie kalktı, yerini bir “Oto bölüğü” aldı... Mutfakta karavana kaynıyordu. Lakin Alay zamanındaki b...

Aynadakiler ve sonsuz bir şimdiki zaman

Resim
Manet imkânsızı mümkün gösterir. Cevvaldir, cesurdur. Mesela Zola gibi her biri birer bildiri ruhu taşıyan eskizlerle anlatmaz Paris’i. Yıkanmayan fahişeler, kimsesiz çocuklar, fırında pişmiş sıçanlarla karın doyurmaya çalışan aileler yoktur Manet’nin şehrinde ama o şehir, yine de yerinden eder insanı. Manet’nin resmi, asıl hikâyenin tuvalin dışında yaşandığını haykırır sanki. Görmediklerimizi merak ettirir. Son büyük eseri sayılan  Un bar aux Folies- Bergère ’i ( Folies-Bergère’de Bir Bar ) yaptığında tam elli yaşındadır Manet. Frengi ve romatizma hastasıdır; yakında kısmen felç olacağını, bir ayağının kangren olup kesileceğini, bir yıl sonra öleceğini bilmez. Yine de belki onu giderek daha fazla zorlayan bedenine, belki de Hotel de Ville’in duvarlarını, şehri yeni yeni hâkimiyetine alan çelik, dövme demir ve çimentoyu resmeden murallerle bezeme teklifini geri çeviren Paris Belediyesi’ne inat, görünüşte fazla duygusal, handiyse banal bir konuya yönelir. ...

Maram El-Masri ve küçük şeylerin şiiri

Resim
2 Ağustos 1962’de Suriye-Lazkiye’de doğan Maram El-Masri, Şam’da İngiliz Edebiyatı okudu. Şiir yazmaya çok küçük yaşta başladı, şiirlerinden bazıları Ramallah TV kanalında 12-18 yaş arası çocuk eğitim programlarında kullanıldı. 1982 Yılında Paris’e yerleşen Masri’nin bugüne kadar dört şiir kitabı yayımlandı. 1997’de  Beyaz Fayansta Kırmızı Kiraz  isimli kitabı ile Lübnan’da Arap gelişimi için düzenlenen kültürel forumda Adonis ödülünü aldı. İspanya San Pedro’da Onur ödülüne; Fransa ve İtalya’da da birçok ödüle layık görüldü. Şiirleri; İtalyanca, İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve daha pek çok dile çevrilen Masri’nin, Türkçe olarak da biri İngilizce diğeri Fransızca çevirilerinden olmak üzere iki şiir kitabı yayımlandı. Şiirlerinde genel olarak sevgi, özgürlük gibi temaları işledi ve tek bir üslupla yetinmedi. Çeşitli Avrupa ve Arap dergilerinde kısa öyküleri yayımlandı.

Devlet Tiyatroları benden ne istiyor?

Resim
Perde açılalı yarım saat bile olmamıştı. Salonu uçtan uca kaplayan ilk sessizlik çözülüp yerini koltuk gıcırtıları, öksürük sesleri ve fısıltılı konuşmalar alınca ben de sahneden ayırdım gözlerimi. Kafamı az daha geriye kaydırıp göz ucuyla yan yana oturduğum arkadaşlarımı seyre koyuldum: Yunus, eli çenesinin altında, imreneceğim türden bir merakla sahnede olan biteni anlamaya çalışıyor... Tuba ’ nın gözleri kapanmak üzere, sadece oyunculardan biri sesini yükselttiğinde bir an için açılıyorlar, sonra yine... İki koltuk yanımdaki Murat telefonuyla meşgul, Zeynep’se ısrarla salonun değişik yerlerini kesiyor. Okul yıllarımdan kalma bir yanılsamayla, gözümün önünde beliren tahtada Yunus hariç hepsinin isimlerinin yanına birer çarpı koyduktan sonra bakışlarımı tekrar sahneye yönelttim... İçimden: Terbiyesizler! Sizi tiyatroya getirende kabahat! Ben işte böyle, bir yandan eseri takip etmeye çalışıp, bir yandan da arkadaşlarımın oyun izleme kültürlerinin yoksunluğundan kendimce dem vururke...

Sacit Onan'ın yorumuyla "Mona Roza"

Resim