Kayıtlar

"Hayır! Yanılmadın."

Resim
“Saplantı” / II. Bölüm'den Ayak sesleri uzaklaşır uzaklaşmaz klozete koştu, iki parmağını boğazına kadar sokup öğürdü Ayşegül. Sabah onu almaya her zamanki gibi uzun boylu, saçları önlerden dökülmüş esmer adam gelmişti. Hastalar, hemşireler, tüm görevliler içinde en esmeri bu adamdı –gerçi hastaların hepsinin suratı beyaz veya sarıydı. Ayşegül o kadar halsiz göründü ki adamın tüm çabalarına rağmen ayakta kalamayınca kahvaltısı ve ilaçlar ona geldi. Şimdi de hepsi birlikte pis suyun üstünde yüzüyordu. Yumurtaların arasından rengi solmaya başlamış pembe ilacı seçti gözleri. Birkaç yıl önce -şimdi ona yüz yıl gibi geliyordu- burada değilken, şimdikinden biraz daha özgürken, ilaçları ilk kullanmaya başladığında kendini gün boyu mutlu, uçacak kadar hafif hissediyordu. “Pembe olan olmalı,” demişti kendi kendine, “Beni bu kadar mutlu eden ilaç çocukluğumun odası kadar pembe olmalı.” Yanılmıştı. Pembe ilaç onu burada hiç de mutlu etmemişti ve şimdi döne döne yerin dibini boyluyordu...

Pina sizi çağırıyor!

Resim
Genç yazarlar; dikkat! Pina sizi çağırıyor. Sadece bu videoyu değil, bu muhteşem gösterinin tamamını izleyin!   Music: Jun Miyake - The Here and After (with song-text) Movie: Pina Bausch - Wim Wenders (2011 - Germany)

Bu iti getirme bi daha buraya!

Resim

Yağmurla Yıkanan

Resim
Bir bahar günü Yağmurla yıkanan hindibalar bitti Demirli bir kapının önünde. İlk kuş ötüşünün ardından Kapı aralandı.  Bir kadın yolcu etti erkeğini; Heybesine koydu bir tas ayran. "Deh!" dedi adam eşeğe; Şehir gözlerini araladı Bir bebek uyandı Baykuş dalından düştü. Öğle üzeri Kuruca bir sıcak geçti, bozkırın esmerliği nakşedildi Çıplak bir yılana Buğdaya Atlara Ve yüzüne küçük bir çocuğun. Akşamında günün Esti rüzgâr, Karahindibalar savruldu dünyaya. Uçuştu yazması kadının Gözündeki yaşlarla. Eğildi baş veren ekinler Önünde dağın. Gece geldi Kapandı ışıklar Yandı yıldızlar. Bozkır kahvesinin yerini Renkli rüyalar aldı. Gün bitti Çıkageldi adam. Çalındı kapı Şehir gözlerini araladı Bir bebek uykuya daldı Baykuş dalında kaldı. Tubicool Tubicool'un tüm yazılarını okumak için: https://www.wattpad.com/user/tubicool

O an...

Resim
whitehaven ’ ın  “ Bulutlar da Ağlar ”  isimli çalışmasından bir bölüm... O an, annemin tüm evlatlarına aynı sevgiyi hissettiğini kesinlikle anlamıştım. Bu konudaki kararım kesindi ve buna karşılık anneme duyduğum güvenin değişmesi de artık mümkün olamazdı. Bunu aklımdan hiç çıkarmayacaktım. Ancak, köyümüzde yaramaz çocuklardan biri ve en tehlikelisi olarak nam salmam sebebiyle, annemin bana olan sevgisinde azalma ihtimali olduğunu da göz ardı etmemeliyim. Evet, onun kanından, canından bir varlıktım. Ama yaramaz ve huzur bozan bir çocuğa sahip olması sözkonusu olunca, beni diğer kardeşlerimle karşılaştırdığında, annemin en az sevdiği çocuğu olmama sebep olabilirdi bu durum. Bu sonuçla karşılaşma ihtimalini hiç ama hiç istemedim. Köyümüzdeki bir grup çocuğun kavga ettiği ya da ele avuca sığmaz şekilde söz dinlemeden hareket ettikleri bilgisi köylülerimiz tarafından duyulduğunda, bu grubu yoldan çıkaranın büyük ihtimalle ben olacağıma dair söylentiler çalkalanırdı k...

Ankara'nın Dikmen'i

Resim
Dikmen... Ankara’nın en soğuk kışının yaşandığı yerlerinden biridir. Hele Erzurum Mahallesi’nin yokuşundan aşağıya inerken, bu soğuğu iliklerinize kadar hisseder, içinde bulunduğunuz durum ne kadar acıklı da olsa ağlamaya korkarsınız. Çünkü gözyaşlarınızın donup kirpiklerinizin birbirine yapışma ihtimali vardır. Dikmen’e taşınırken -gerçi taşınma denemezdi buna, çünkü elimdeki yarısı dolu eski bavulumdan ve bir naylon poşetin içindeki kitaplarımdan başka hiçbir eşyam yoktu- Samanpazarı’na uğrayıp sünger bir yatak ve iki adet battaniye almıştım. Evin yakınlarında bulunan bakkalları dolaşıp bulabildiğim kadar boş mukavva kutuları toplayıp yatağın altına sermek için zımbalarını çıkararak düzelttim. Bomboş odanın bir köşesindeki mukavvaların üzerine yerleştirdiğim sünger yatağa bakarken, bir an ‘ne kadar da beni çağrıştırıyor’ diye geçirdim içimden, ‘koca gurbetin bir köşesinde yapayalnız ve etrafını çevreleyen duvarlarla tecrit edilmişçesine ümitsiz.’ Zamanla soğuğuna alıştığım,...

Siz isterseniz şiir yazmayın!

Resim

Omar Akram / "Passage Into Midnight"

Resim

Hakikaten, kültür ne demek acaba?

Resim
“Bundan yirmi beş yıl kadar evveldi. Aksaray’ın Horozuçmaz Mahallesi Lâlegül Sokağı Hane No. 54, Cilt No. 22, Sahife No. 669’da, iki katlı ahşap bir evde, medeni hali bekâr, cinsiyeti erkek, dini İslam bir çocuk dünyaya geldi. Babası tütün rejisi muhasipliğinden, on sekiz yıl dört ay yirmi iki gün sonra emekliye ayrılacak olan Hüsnü Bey, annesi de ev kadını Mürüvvet Hanım’dı. Turgut bir ebe marifetiyle, babası ahşap evin alt katında merak ve endişeyle kıvranır ve beş dakikada bir merdivenleri tırmanırken dünyaya geldi. Daha doğrusu, yazık ki, yedinci kere merdivenleri tırmandıktan sonra aşağı inerken doğdu. Evin içinde mahallenin yaşlı kadınları dolaşıp duruyor ve Hüsnü Bey de orada, varlığı gereksiz bir insan olduğunu düşünerek, kendini nereye koyacağını bilemiyordu. Kaynar sularla dolu taslar üst kata taşınıyor ve sigara üstüne sigara içen Hüsnü Bey, bu taşıma işine yardım edecek gücü bile kendinde bulamıyordu. Hüsnü Bey o zamanlar çok zayıftı. Çocuk iki yaşına geldiği gün çektiri...

Sokak çalgıcıları ve bir gösteri

Resim
BEYOĞLU - İSTİKLAL HİKÂYELERİ (3)  Sokak çalgıcıları Yığınla yürüyen bir grup, kemençe çalan bir çalgıcının etrafında toplanmış. Zevkle dinleyip video ve fotoğraf çekiyorlar. İzleyicilerin gitgide çoğalmasıyla çemberin merkezinde kayboluyor grup; çemberi oluşturan kalabalığın bir üyesi oluyor. Kalabalıkta önünüzdeki kişinin ‘bu kadar dinlediğim yeter’ dercesine geri çekildiği anda, çemberi bir adım daha yarıyorsunuz. Her hamle sizi çemberin merkezine biraz daha çekiyor. Ya sıkışıp geri çekiliyorsunuz, ya da merkezdeki çalgıcının önünde duran karton kutuya para atarken buluyorsunuz kendinizi. Yanımdaki bir genç, omzunun üstünden başparmağıyla arka tarafı işaret ediyor, “Beleşçi bunlar abi; parayı biz verdik, müziği arkadakiler dinliyor.” diyor. “Dinlesinler. Harika müzik.” “Nerelisin abi?” “Malatyalıyım.” “Biraz ileride de saz çalıyorlar.” “Olsun; benim için kemençenin sazdan farkı yok.” Gencin neden beni ‘ileride saz çalınıyor’ diye bilgilendirmek zorunda...

Dalıp giderken uzaklara...

Resim
Boğazına bir yumru oturur, yutkunursun gitmez. Ağlamak için canını bile verebilirsin ama yaşlar içine doğru yol alır. Halinden anlayan, "oğlum, neyin var" diyen bir annen de yoktur yanında. Her şey kısa süreliğine durur senin için ve sen sadece bir noktaya bakakalırsın. Neresi olduğu ya da ne olduğu hiç önemli olmayan bir nokta. Etrafında belki de seni seven birçok insan, senin sevdiğin birçok şey var. Ama takılır işte gözlerin bir yere. Aklına sicim gibi yağar anılar. Acısıyla tatlısıyla, en güzeli de sevdiğinin bulunduğu anılar. Unutulması hiçbir zaman mümkün değildir o anların. Ağlamamak için sıkarsın kendini. O yumru gider, yerine patlayacak bir volkan yerleşir. Dişlerin neredeyse birbirine geçecek gibi olduğu zaman fark edersin ancak kötü olduğunu. Oradan uzaklaşmak için izin almaya takatin kalmaz, bir hışım kalkarsın yerinden. Bulunduğun yerden, o anıları aklına getiren etkenlerden uzaklaştığında rahatlarsın ancak. İşte o zaman birer birer damlalar düşmeye başla...

Yapımarketler ve Benjamin

Resim
Resmin kült değeri laikleştiği ölçüde, onun biricikliğinin temeline ilişkin tasarımlar belirsizleşir. [ Walter Benjamin] Türkiye'nin pasif modernizmden aktif modernizme geçtiği dönemdeyiz. İstemediği halde modernleştirilen kitleler, şimdi modernizmin dümeninin başına oturttu kendine daha yakın buldukları temsilcilerini. Rejime yönelik endişeler, sürekli özcülüğü ovalamaktan daha ileriye gidemediği için bugün on yıllık icraatı, 'daha modern'e doğru götürülmüş bir gemi olarak görüyoruz. Dünya, olan bitendir. İcraat da öyle. Bugün, Türkiye bir ileri modernizm dönemi ile muhataptır. Temel sancı, bu ileri modernist algının, kendisiyle zamandaş olarak yaşayan postmodernist algı ile yer yer çarpışması. Modernin postmodernist olanla çarpıştığı anda çıkan seslerin çağıltısı ve yoğunluğu. Korkarım ki bu kış Türkiye'ye modernizm gelecek ve bu, onun icracılarını bile korkutacak. Modernizm son tahlilde, laikleşme ve kapitalistleşmenin yanında, Türkiye için bir mülklüle...

Rosencrantz ve Guildenstern Öldüler

Resim
SAHNEDEN NOTLAR Oyundaki Rosencrantz ve Guildenstern, hayattan herhangi bir beklentileri olmayan, amaçsız yaşayan, herhangi bir kimliğe sahip olup olmadıklarını dahi bilmeyen kişilerdir. Rosencrantz ve Guildenstern’in tek bildikleri; doğdukları, yaşayacakları ve belli bir süre sonra ölecekleridir. Öyle ki kendilerini tanıtırken isimlerini karıştırırlar. Hamlet’i hatırlamalarının sebebi ise onu çocukluktan bu yana tanıyor olmalarıdır. Aksi halde kendi bildikleri, hatırladıkları başka bir şey yoktur, çünkü geçmişi hatırlayabilecek bir hafızaya sahip değillerdir. Bu yüzden ne başarmak istedikleri bir şey vardır, ne de kendilerinin ne olduğunu anlamaları için onlara yardımcı olacak bir kimse. Sık sık unutmaları, geçmişi tamamen yok saymaları ve sadece günümüze göre yaşamaları onlara sadece acı verir ama, içinde bulundukları belirsizliğe de kızamazlar; her şeye ve herkese güvenme ihtiyaçları onların başına bela ve kaçılmaz sondan başka bir şey getirmeyecektir. Oyunun film uyarlama...

Yengeniz şaka yapıyo...

Resim

İçimizdeki boşluk

Resim
Sizin hiç on üç - on dört yaşınızdaki halinizi hatırlamaya çalıştığınız oldu mu? Çocukluğunuzu hatırlarsınız, ilk gençlik yıllarınız sıkça gelir aklınıza, hele ergenliğinizi tamamlayıp on sekiz yaşınıza geldiğiniz zamanı, hatta o yaşa girdiğiniz doğum gününüzü birçoğunuz unutamazsınız değil mi? Ama on üç - on dört yaşınız; ergenliğinizin ilk yılları ve kanınızın kaynamaya başladığı, karmaşık duygular içerisinde olduğunuz ve de aklınızı kullanarak değil tamamen benliğinizi ele geçiren duygularınızla hareket ettiğiniz çok önemli bir dönemin başlangıcıdır aslında. Bu dönemdeki duygu yoğunluğu belli bir yaşa kadar azalarak devam eder. On sekiz yaşınız o nedenle anlamlıdır sizin için. Çünkü, bu yaşınızdan itibaren düşünmeye başlar ve aklınızı kullanarak sağlıklı kararlar alabilirsiniz. Bu yüzdendir birçok ülkede seçme ve seçilme yaşının on sekiz olması ve kanunen reşit sayılması bireylerin. On üç - on dört yaşındaki bir çocuğa ağır işler yaptırmak suçtur. Taşıyamayacağı bir yükün ...